16 Ocak 2001 Salı




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




İngilizin pub kültürü

İngiliz pub’ları sabah saat 11.00’de açılır. Kimse "Dükkan bugün kapalı" diyemez. Çünkü böyle derse, lisansının iptal edileceğini bilir

     LONDRA

     Son zamanlarda İngiliz halkına empoze edilmiş iki yeni bar türü oluştu. Birincisi Amerika’dan ithal "Puro Barları." Genellikle otel barları bunlar. İngilizler pek düşkün değiller (Churchill hariç tabii). Amerikalı turistlerin çoğalması ile, Londra’da gelişen bir moda. Ünlü Waldorf Meridien’deki Club Bar, Churchill Intercontinental’deki Churchill Bar ve Cigar Divan gibi. 70 değişik puro markası bulunduran lüks "Che" de jet sosyetede ünlü.
     İkinci tip barlar ise çok sert içkilerin göklere çıkarılıp satıldığı yerler. Ünlü Savoy Oteli’ndeki Amerikan Bar’ı "Absinthe Sour" (anasonlu yeşil alkollü bir kokteyl) ile meşhur.
     Az ve orta gelirli İngiliz halkının sosyal yaşantısı pub etrafında döner. Büyük Britanyalı asırlardır orada yer, içer, eğlenir, tanışır, konuşur, politika yapar. Çoğu (bilhassa karısının dırdırından kurtulmak isteyen erkekler) elinden gelse orada yatmayı yeğler ama saat 11.00’de pub sahibi "son içkiler" deyince kadehini bitirip yavaş yavaş kapının yolunu tutmak zorunda kalır.
     İngiliz pubları sabah 11.00’de açılır. Bir saat de olsa, iki saat de olsa pub, kanuna göre mutlaka açmalıdır. "Dükkan bugün kapalı" diyemez, yoksa lisansını kaybeder. Bir diğer lisans kaybetme nedeni ise 16 yaşından küçüklere içki satması.
     Publarda erkekler isterse dart, snooker ya da pool oynar. Çoğu bira içer, bununla birlikte viski, cin, votka ve şarap da içilir. Kadınlar ise eskiden zengin İngilizlerin yemeklerden önce aperatif olarak içtiği "sherry" (likör cinsi, üzümden yapılan bir içki) içerler. Tabii bu söylediklerim orta halli İngilizlere mahsus. Londra’ya ilk geldiğim günlerde İngilizleşme sevdasına kapılarak, arkadaşım Pınar’la girdiğimiz bir pub’da ardı ardına içtiğimiz sherry’ler bizi öyle çarptı ki, neye uğradığımıza şaşırdığımız gibi o günden beri içki kullanma gibi bir alışkanlığımız da kalmadı.
     Pub’larda yemek servisi de yapılır. "Carvery" adı altında olan publarda pazar yemeği yiyebilirsiniz (İngiliz’in meşhur pazar yemeği. En sosyete İngiliz bile nerdeyse her pazar "Roast beef" yer. Bir hafta kuzudan, bir hafta dana etinden bazen de domuz etinden hazırlanan rosto, beraberinde kızarmış patates ve sebzeler. Birinci Dünya Savaşı’ndan çıktıktan sonra çok fakirlik çeken halk sadece pazar günleri et yiyebilirmiş. Bu yüzden rosto et pırlanta kadar değerli. En lüks otellerde bile her pazar rosto et servisi mutlaka vardır.) "Harvester" pub’lar balık, tavuk, sandviç, "Brewer" pub’lar ise açık büfedir. Gerçek pub yemeği ise "Ploughman’s Lunchötır (çiftçi yemeği). Peynir, hardallı soğanlar, ve tatlı turşu beraberinde ekmekle yenir.
     Londra’da son yıllarda geleneksel pub kavramına karşı çıkan kişiliksiz ve soğuk birçok modern bar türedi. Bunların çoğu pub ve gece kulubü kırması. Örneğin Soho’daki "K Bar" ve Shoreditch’teki "Dragon Bar", gençlerin uğrak yeri. Yeni yetişen "yuppieler" için buraları. Ekonomik kurallara göre yürütülen steril pub kültürünün ürünleri. Son modaya uyularak tek kelimeli isimler veriliyor (Eski tip pub’larda tek kelimeli isim çok ender). "Denim", "Toz" gibi. İyi otellerde olanları nispeten daha enteresan. Mesala Regents Street üzerindeki "Langhams", Hilton’daki "Tsar" sakin ve sessiz. Sonradan türeme barlar arasında Londra’nın en iyi martinisinin verildiği Belgravia’daki Lanesborough Oteli’nin "Kütüphane" barı. Bu arada, en iyi bloody mary’nin ise Mayfair’deki "Metropolitan" barda olduğu söylenir.
     Yeni türeyen barların bazılarında sadece üyelere hizmet kuralı da var. Görünüşünüze, bazen de kapıdaki 2 metrelik koruma görevlisinin devamlı değişen ruh haline kalmış içeriye alınıp alınmamanız. West End’de Saks, Circus gibi sadece üyelere açık olan barların kapıları size bazen açık bazen kapalı. Ama "Groucho Club", "Soho House" gibileri ise üye olmayanları almazlar.
     Laf aramızda, bütün bu barlar ne kadar güzel görünse de, bir kere gitmek merakınızı gidermek açısından yeterli. Ama Londra’nın her köşesinde tarihten bir sayfa bulacağınız asırlık, kalabalık, kirli ve dumanlı pub’ları öyle mi? Bunların bağımlısı oluyorsunuz adeta.
     Bu güzel pub gezisine önümüzdeki hafta devam edeceğiz.
     


 PAZAR


Reklam mı, ne reklamı?
KİM NE OKUYOR?..
Anahtar kaynaklar
Elvis buraya!
Tekno DİNOLAR
Konumuz, dükkânlar
Sandviç saltanatı
Temiz parmak operasyonu
‘Belge olsun diye fotoğraf çekmem’
Sanat BORSASI
KİM NEREDE NE YEDİ ?
Piyale Madra’nın İstanbul’u...
Yalanın kiri sabunla çıkmaz
Conspiracy Theory
Kalabalıklar krallardan zalimdir!
Piyano endüstrisi, iş başına!
Yeni albümleri şapka çıkartıyor
Sibel Kutman "Doluca" ve "Sarafin" adını "cilaladı"
Aşkın sonu selamet
İngilizin pub kültürü
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin hüzünlü yıldönümü
Aziz Nesin’in kitapları
Cazcı Jasmine


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet