16 Ocak 2001 Salı




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  TEKNOLOJİ  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Cazcı Jasmine

James, Jasmine ile beni tanıştırırken, "İkiniz de aynı çiçeğin adını taşıyorsunuz ve ikiniz de delisiniz" dedi

     WASHINGTON

     Buz üstünde, sipsivri stillettolarla yürüyor Jasmine. Uzun ince bacakları çıplak. Sımsıkı sarındığı deri ceketi, geriye çıkık geniş kalçasını, koca göğüslerini, belirgin karnını ele veriyor. Bacaklarından sonra gövdesi nasıl şaşırtıyorsa insanı, gövdesinin üstünde uzayıp giden boynu da öyle büyülüyor. Bu bir zürafa kadın. Mosmor dudakları, kahve çanağı gözleri, parlak siyah, binbir örgü saçları var. Renklerini, hatlarını görmenize gerek yok. Yerin kayganlığına ve topukların yüksekliğine aldırmadan, yaylanarak yürümesinden belli soyu. Jasmine bir Afrikalı.
     "İkiniz de aynı çiçeğin adını taşıyorsunuz ve ikiniz de delisiniz" diye bizi tanıştıran James, Pasifik kıyısından Atlantik’e taşındı ve taşınırken Jasmine’i getirdi.
     James, İrlanda asıllı, kızıl saçlı, 45’inde bir adamdır ama çilli ve tüysüz yüzüyle 15’ten büyük göstermez. Mimardır, hayatını eski binaların restorasyonundan kazanır. Müzisyendir, hayatını eski şarkıların restorasyonuyla yaşar. Sırayla üniversite arkadaşı, komşusu ve sevgilisi olan Jasmine ile Berkeley’den Brooklyn’e göçmelerinin tek nedeni var: Caz.
     "Biliyorsun caz da aslında bizim adaşımız" diye gülüyor Jasmine. Konuşurken sesi çatallı. Şarkı söylerken kadifeleşiyor. Annesi çocukken Amerika’ya göçmüş bir Kenyalı, babasının soyu ise İç Savaş öncesine uzanıyor, büyük babaları "köle" olarak taşınmış.
     İki kez dinledim onu. Biri, James’in Noel’de gönderdiği "ev yapımı" CD’de. James’in basla eşlik ettiği, ara ara dere mırıltısı, ara ara çağlayan gürlemesi bir ses. Piyanoyu kendisi çalıyor. Posta kutumda bulup ilk dinlediğimde inanamadım. Sanki Shirley Horn söylüyor ve çalıyor, sanki basta Ron Carter. "My Funny Valentine", "Summertime", "Baby Won’t You Please Come Home."
     Sonra yılın ikinci günü bir telefon. "Ha, ha... Biz New York’lu, pardon Brooklyn’li olduk artık. Evde bir yatak, bir piyano ve üç bardak var."
     Üçüncü bardağın bahsi bile, bu sese koşmak için yeterli davetti. Ama James, "Hayır," dedi, "Biz geliyoruz. Jasmine, Blues Alley’de söylüyor yarın."
     "Nasıl olur, Blues Alley kapalı" diyorum, Washington’ın en sevdiğim caz kulübünün, buzdolabımızın üzerine iliştirilmiş programına bakarak. Tınmıyor James, "Saat 10’da orada olun."
     Sandalyelerin masalar üstünde ters durduğunu, küçük bir grubun barda bir şey içmeden beklediğini görünce, yarı tedirgin bir köşeye ilişiyoruz ki, müzik başlıyor.
     Piyanodakinin Jasmine olduğu kesin; ağzım hem bizim James’in böylesine cazibeli bir kadınla hayatını birleştirmesine açık, hem "Hornvari" CD’dekinden daha da derin sesin, göğsümden karnıma ılık ılık akarak beni sarmasına çarpılmış dinliyorum.
     Gitar, davul ve bastaki üç genç adamın büyüdeki payını, arkadaşım Chris’in nasıl becerdiyse kendisine bir bira, bir de sandalye bulup oturduğunu ve yanımda dirseğini omuzuma koyup ayaklarıyla dans edenin Chris değil, James olduğunu anlamam zaman alıyor.
     Aradan ikibuçuk saat geçmiş; Jasmine "Peel me a grape"i üç ayrı tarzda söylemiş; James, Chris, Blues Alley’nin işletmecileri, diğer konuklar, herkes tanışıp el sıkışmış. Kendimi, sözlerine değil, ritmine koyverdiğim sohbetten Jasmine ile silkiniyorum.
     "New Orleans’ta büyüdüm ben. Bahçemizde kocaman bir yasemin vardı. Babam caz tutkunuydu, piyano çalardı. Bana hep, ‘Bahçedeki ağacın kokusu ile New Orleans fahişelerinin parfümü aynı. Umarım, sen bu ağaç gibi yerinde durmaz, o kadınlar gibi yolları arşınlamazsın. Umarım ömrün, adını bu kokudan alan müzikle dolar’ derdi."
     Blues Alley’den çıkıp, Georgetown’ın buzlu yollarında yürürken, bu üçlünün, James’in Brooklyn’de açmaya hazırlandığı kulüpte çalacağını, farklı cazcıları dinlemek için ayda bir New York’a uçmamız gerektiğini öğreniyoruz.
     Jamesler’i otele bıraktıktan sonra, aklım Jasmine’in babasının kehanetinde, lacivert gökyüzüne bakıyorum: "Adım için teşekkürler, anneciğim."
     


 PAZAR


Reklam mı, ne reklamı?
KİM NE OKUYOR?..
Anahtar kaynaklar
Elvis buraya!
Tekno DİNOLAR
Konumuz, dükkânlar
Sandviç saltanatı
Temiz parmak operasyonu
‘Belge olsun diye fotoğraf çekmem’
Sanat BORSASI
KİM NEREDE NE YEDİ ?
Piyale Madra’nın İstanbul’u...
Yalanın kiri sabunla çıkmaz
Conspiracy Theory
Kalabalıklar krallardan zalimdir!
Piyano endüstrisi, iş başına!
Yeni albümleri şapka çıkartıyor
Sibel Kutman "Doluca" ve "Sarafin" adını "cilaladı"
Aşkın sonu selamet
İngilizin pub kültürü
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin hüzünlü yıldönümü
Aziz Nesin’in kitapları
Cazcı Jasmine


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet