Her afta gündeme gelen bir husus var. Bu afta da tartışma konusu yapıldı. Deniliyor ki, devlet vatandaşa karşı işlenen suçları affediyor, devlete karşı işlenen suçları affetmiyor; vatandaşa karşı işlenen suçları ancak vatandaş affederse eder, devlet benim namıma affetmesin, devlete karşı işlenen suçları affederse etsin. Bu tartışmayı imar affında da yaptık. Denildi ki, madem devlet gecekondu yapanları affedecek, vatandaşın arazisine gecekondu yapanı affetmesin, devlet arazisine yapılanı affetsin.
Bu nasıl bir tartışma? Toplum bir şeyin artık farkında olmalı, devlet ayrı biri, vatandaş ayrı biri değildir. Devlet dediğiniz kurumlar sistemidir, parçaların birleşmiş bütünüdür, bunların arasında vatandaş çok ama çok önemli bir yer tutar. Dolayısı ile "Devlete karşı işlenmiş suç vatandaşı ilgilendirmez" diyemezsiniz. Vatandaşa karşı işlenmiş suçun içinde, devlete karşı suç da vardır. Devletin malı ayrı, beni ilgilendirmez de diyemezsiniz, devlet dediğiniz senden - benden oluşan bir sistem ise devletin malı, yani benim malım, yani sizin malınızdır.
"Ben devletin malını verdim, verdiysem ben verdim" zihniyeti artık geride kalmalıdır. Devlet diye ayrı, vatandaştan bağımsız, malı mülkü olan, malını dilediğine bağışlayan bir şahsiyet yoktur, hepimizin içinde olduğu kurumlar topluluğudur, bir sistemdir.
Öyleyse, "devletin arazisi yağmalanmış bana ne" diyemezsiniz çünkü yağmalanan benim malımdır. Aynı şekilde "devlete karşı işlenmiş suç bana ne" de diyemezsiniz, devlete karşı işlenmiş suç vatandaşa karşı da işlenmiştir. O zaman devlet adamı nedir? Düşünün ki, yaklaşık 65 milyonluk bir ülkeyi, 65 milyon vatandaş bir araya gelip yönetemez.
Onun için vekil tayin eder. Bizler de 550 vekil tayin ediyoruz. Vekillerin yetkisi, vatandaşın verdiği kadardır, üzerine çıkılamaz.
Örneğin affa karşı toplumun tepkisi göz ardı edildi ve vekiller yetkilerini aştılar. Son kararın halka sorulması, referandum yapılması gerekirdi. Bu da yapılmadı, çünkü vekiller, asilin de yetkilerini aşan yetkilere sahip olduğunu zanneder hale geldi.