19 Ocak 2001 Cuma




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Ecevit imzalı sahte mektup

     Salı günü Milliyet’te Serdar Devrim’in yazısını okudum. Fransa’nın kararı, Ermeni soykırımı konusunu yeniden gündeme getirecek diyor ve Fransa’daki öğrencilik yıllarından iki hatırasını anlatıyordu.
     – Türkiye’de deprem olur da insanlar ölürse, bizim evde şampanya patlatılır, diyen Ermeni.
     Ve Marsilya’da, sedirin üstünde tülbent başörtüsü ve el örgüsü hırkasıyla oturan yaşlı bir Ermeni, bir Anadolu kadını...
     – Türk öğrenci anne, deyince;
     – Yavrııım, diye boynuma sarıldı. Beyaz sabun kokusu hâlâ burnumdadır, diyordu Serdar.
     Sonra İngiltere’deki bir dil okulunda, "Sen bizim oralısın, kızım Marika sana emanet oğlum", diyen Yunanlı baba.
     
     Salı akşamı, saat 21.52’de gönderilen e-mail mesajını Serdar ertesi sabah okudu. Gönderen Başbakan Bülent Ecevit’ti.
     "Bizim Anadolu insanının iki belirgin (SİVRİ) yönü var. Sevgi ve nefret" diye başlıyordu mektup. Doğrusu Ecevit’in güzel Türkçe’si daha ilk satırda hissediliyordu.
     "Anadolu’nun size yavrııım diyecek kadar yürekli anasını Kürt’te de, Alevi’de de, Sünni’de de, Çerkez’de de, Ermeni’de de, Rum’da da, Yahudi’de de bulursunuz. Ama gene bizden birileri, bu anaların yüreklerine nefreti sokmayı da başarabilmişlerdir" diye devam eden mektup, "Yanaklarınızdan öperim" diye sona eriyordu.
     Hemen Başbakanlık’ı arayıp Özel Kalem Müdürü Zeynel Yeşilay’la konuşmuşlar, Ecevit’e de sorulmuş. Başbakan sevgilerini iletmiş, uyarı için teşekkür etmeyi de unutmamış.
     Demek oturup, sağa sola Başbakan Bülent Ecevit adıyla mektuplar gönderen biri var. Veya birileri.
     
     Mektubun yazarı kötü niyetli değil de, "Latife latif gerek" atasözünden nasipsiz biriyse, ona bir hikâye anlatacağım.
     Büyük komedyen Muammer Karaca bir oyunda kendisine Faust’un ne büyük bir eser olduğunu anlatan Turgut Boralı’ya sorar:
     – Peki kim yazmış bunu?
     – Göte yazmış.
     – Tuh Allah cezasını versin, biraz kâğıt bulamamış mı?
     
Özyeğin’in nesi var?
     Finansbank’ın patronu Hüsnü Özyeğin dostlarını telaşlandırdı.
     Ünlü bankacı apar topar yurtdışına çıkmaya hazırlanıyor. "Burada bir türlü teşhis konulamayan bir hastalığı" olduğunu söylediler. Kayak yaparken insanın ayağına, Avrupa’lara gidecek kadar ne olabilir ki?
     Hayır haberini tez zamanda alırız inşallah!
     
Zekeriya Temizel kış bekârı
     Eskiden Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı’nın pencereleri gözlenirdi. Gece ışıklar yanıksa, "Yandım Allah, darbe geliyor" diye bir telaş alırdı başkenti.
     BDDK Başkanı Zekeriya Temizel’in Alman olan eşi memleketinde. Çalışkanlığı dillere destan Temizel de kış bekârlığını gece geç saatlere kadar çalışarak değerlendiriyor. Eskiden İş Bankası’nın Genel Müdürlüğü olan binanın ışıkları, bu yüzden sabahlara kadar ışıl ışıl...
     Gecenin bir saati, Atatürk Bulvarı’ndan geçenlerden biri yanındaki işadamı arkadaşına:
     
     "Temizel daha yatmamış, dedi, sabah bakalım hangi bankacının canı yanacak?.."
     İşadamı gülümsemedi bile.
     
Fıkrası da tedavülde
     Gürel çok alkışlandı. Evli ve iki çocuk babası Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel genç bir kadınla ilişkisi Milliyet’te haber olunca, hemen ortaya çıktı ve "O bakan benim" dedi.
     Bu mertliğini, sadece "Bakanlık koltuğundan olmadan insan genç bir sevgili edinebilirmiş demek" diye umutlanan politikacılar değil, erkekleri alkışlamaktan pek hoşlanmayan Gülay Göktürk bile "Hay ağzını seveyim!" diye takdir etti.
     Ve Ankara’da bir fıkra hemen tedavüle çıktı. Karadeniz’in bir kasabasında genç bir kadın tecavüze uğramış. Polis üç şüpheliyi gözaltına almış. Kadıncağız "Geceydi, zifiri karanlıktı..." dediği için, başkomiser ışıkları söndürtmüş:
     "Bak bakalım, karanlıkta tanıyabilecek misin saldırganı?" demiş.
     Yok, saldırganı teşhis edememiş kadın. Tekrar ışıklar yakılınca, üç zanlıdan biri atılmış:
     – İşte, ha bu karidur daa!
     
CEPTEN CEBE
     İşittin mi, Can Ataklı’nın haklarını Sabah’a karşı avukat Münci İnci savunacakmış.
     – Hani Özal ailesinin de avukatıydı, o mu?
     – Evet. İntermedya’nın da sahibidir galiba.
     – Onun boşandığını söylemiştin. Boyunu geçmiş çocukları var, diyorlar.
     – Spiker Serap Ezgü’den diksiyon dersleri aldığı da söyleniyor. Senin dünyadan haberin yok.
     
     bcankat@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Soykırım!..

Melih AŞIK
DSP'nin Düz'ü!

Fikret BİLA
Dürüst memurun içi rahat olsun

Berrin Cankat
Ecevit imzalı sahte mektup

Hasan CEMAL
Soruşturmalar hız kesmesin! Operasyonlar tavsamasın!

Güneri CIVAOĞLU
Ahtapotun kolları

Yalçın DOĞAN
Viranşehir çocukları

Yalım ERALP
Hazar Denizi'nin statüsü

Abbas GÜÇLÜ
Semra Sezer

Nail GÜRELİ
Yönetenler

Doğan HEPER
Zamansız öten "horoz"; Fransa

Sami KOHEN
Şimdi ne yapmalı?

Meliha OKUR
"Burası Türkiye, Yok öyle..."

Hasan PULUR
Artık anlasalar!

Derya SAZAK
Sezer'in misyonu

Umur TALU
Tabusu çok olanın...

Meral TAMER
Koruma ve veli ortak oldu

Tamer HEPER
Kefillikten çıkmak

Güngör URAS
Brezilya şeker ve tütün satardı, şimdi uçak satıyor

Serpil YILMAZ
AB'de bir Sokrates'imiz var

© 2001 Milliyet