Ordunun niye bu kadar öne çıktığı, askerin neden sivil yönetime bunca karışır göründüğü konusu yine gündemde. Elbet ordunun geleneğinin ve kurumsallaşmasının, siyasetin ise bunlardan yoksun olmasının söz konusu tablodaki payı büyük.
Ama bir de genelde eğitim konusu var.
Genelkurmay, 1998 yılının sonlarında, subayların nasıl yetiştirildiğini göstermek üzere gazetecilere eğitim kurumlarını gezdirerek bir brifing vermişti. Biz katılmadığımız o geziden sonra, katılan meslektaşlarımızın yazdıklarına dayanarak, 9 Ocak 1998 günü, yani üç yıl önce bu köşedeki yazımızda şöyle demişiz: "Subaylar çok iyi yetişiyor, siviller çok geride kalıyor. İleride, biri askeri okullardan çağın gereklerine göre yetiştirilmiş, diğeri sivil okullarda ezberci sistem içinde körletilmiş iki insan tipi ortaya çıkacak. Bir de sivil okulları 'özel' ve 'resmi' diye ikiye ayırırsanız, devlet okullarından çıkanların hali hepten perişan." İki tür eğitim kurumu arasındaki uçuruma dikkat çekerek, birincilerde 'yönetenlerin' ikincilerde 'yönetilenlerin' yetiştirildiğini belirtmiş ve devam etmişiz: "Şimdi bir de buna askeri okullarda yetişenleri ekleyeceğiz, hem de birinci sıraya koyarak. İyi hoş da, bunun yöneten - yönetilen tablosuna yansıması, evrensel demokrasinin kurallarını da dikkate alırsak nasıl olacak?
Kızsak da kızmasak da Batı demokrasilerinin belli ölçütleri var. İngiltere Dışişleri Bakanı Robin Cook 'Türkiye'nin demokratik hükümetler standartlarına ulaştığı, ordu siviller tarafından yönetildiği, insan hakları kurallarına ve etnik azınlığa saygı gösterildiği zaman üyeliğe (AB'ye) hak kazanacağını' söylüyor.
Zaten bugünkü 'yönetenler'den umudunu büyük ölçüde kesmiş görünen halkın, gazetecilerin son gezi izlenimlerini okudukça, askerleri 'yöneten' sınıfına daha fazla layık göreceği ihtimali aklımıza takılıyor. (...) 28 Şubat'tan bu yana, üstü ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, askeri yönetim ile sivil yönetim dengesinde bir oynama olduğu belli." Bunlar üç yıl önce söylenen ve yazılanlar. Üç yıl sonraki durum ise ortada. Ecevit'in meşhur "Su kullananın, toprak işleyenin" özdeyişine kısa bir ekleme yapmaya ne dersiniz?.. "Yönetim yönetmesini bilenin." Ya da yönetmesini bilmeyenleri yönlendire yönlendire yönetirler.
Bizimkilerin şu sıralardaki sözde demokrasi kahramanlığı ve edebiyatı, kaçak inşaatını yıkmaya gelen zabıtaya karşı Türk bayrağı ile Atatürk büstünün arkasına sığınarak İstiklal Marşı'nı söyleyen varoş insanına benziyor.
Son not: "Sonuna kadar gidilsin" sözünde samimi iseniz, önce şu dokunulmazlıkların sınırlandırılması vaadinizi gerçekleştirin de görelim!
Bir şiir
Geçen hafta yitirdiğimiz Türk yazınının büyük emekçisi Necati Cumalı'yı, bir tadımlık dizeleriyle anıyoruz: "Saçlarımdan tutup kör gecelerden / Beni sabaha çıkaran ellerin / Gömleğime aşk mısraları işleyen / Mes'ut soframızı kuran ellerin."