
|


Sezonun en gözde oyunlarından "Yalnızlıköla Zuhal Olcay yeniden sahnede
Bayan Bilginer’i sevmiyorum
Zuhal Olcay, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yeni yıl resepsiyonu için kendisine ayrı, kocası Haluk Bilginer’e ayrı davetiye göndermesinden çok etkilenmiş. "Ama yine de gidemedik, çünkü sahneye çıkmalıydık" diyor.
Ahmet Tulgar
Fransız tiyatro seyircisinin bir oyunda ya çok ağlamak ya da çok gülmek istediğini, eğer bunlar olmazsa parasının karşılığını almamış gibi hissettiğini" söyler Roland Barthes bir makalesinde.
Bizler de öyleyizdir. Şarkıcı mı, hançeresini yırtacak oyuncu mu, öyle bir kaptıracak ki kendini rolüne, Zuhal Olcay’ın deyimiyle "Ayakkabısı öndeki adamın kafasına fırlayacak".
Aşırılıkları gündelik hayatından, resmi çevresinden hoyratça uzaklaştırmış, ceketi ilikli, eteği dizlerine çekiştirilmiş Türkiye toplumu, yolu bir sahnenin önüne düştü mü, gömleğinin düğmelerini koparıp, göğsünü kanatmak istiyor. Kendi hayatında büyük bedellerden kaçtıkça bir bilet parasına daha çok şey talep eder oluyor.
Ne esmer güzeli ne sarışın bomba, ne fettan güzel ne de ebedi bakire ve üstelik oynarken asla yırtınmayan Zuhal Olcay belki de bize sahneden aşırılıkları orada değil de, başka yerlerde, bu fiyata değil de, daha ağır bir bedele bulabileceğimizi hatırlatıyordur.
Sizi hep böyle "büyük oyuncu" olarak tanımlarlar. Ama bu tanımla da sanki bir yandan da sizi bir sırça köşke, bir fildişi kuleye hapsetmek, bu standartları yüksek oyuncunun kendilerine ayak bağı olmamasını isterler. Nedir "büyük oyunculuk"? Siz büyük oyuncu musunuz? Karşılaşacağım en cevaplamaktan korktuğum soruyla başladınız. Çünkü insanın kendine ilişkin yaratılmış ya da söylenmiş hoş sözlerle ilgili önce bir mutluluk dalgası sarıyor içini ama daha sonra onu soğukkanlılıkla değerlendirip kendince bir şeyler söylemesi gerekiyor, bu da o kadar kolay değil. Hıh. Pardon, biraz ara verebilir miyiz? Şimdi böyle bir soruya verilebilecek yanıtlar: A) Ben çok büyük bir oyuncuyum. B) Yok canım. Hiç de büyük bir oyuncu değilim. C) Ne güzel! Öyle düşünüyorlarsa çok sevindim. Şimdi bunların hepsini bir kenara bırakalım. Ben size çok safiyane, çok içtenlikle bir şey söylemeye çalışayım. Doğruyu söylemeye, içimden geleni söylemeye çalışayım. Ben yetenekli biri olduğumu biliyorum. Oyunculukta hala yol almaya çalışıyorum. Hâlâ o en saf, en güzel, en öz yeri bulmak için yoluma devam ediyorum.
Peki, Türkiye sanat ortamı ya da genel olarak Türkiye ortamı buna elverişli mi? Türkiye tabii yaşanması zor, çok sorunları olan bir ülke. "Ben oyuncuyum, sanatımı yaparım, gerisi ilgilendirmez" deme lüksüne sahip olmadığımız bir ülke. Herhalde bu ülke kadar, gündemi takip etme sorumluluğu duyan insanların yaşadığı ülke çok azdır. Haluk’la filan yurtdışına gittiğimizde de, onlar sadece aralarında tiyatro, oyunculuk şu bu bunları konuşuyorlar, hiç böyle "Ay, Thatcher bunu yapmış, Major bunu yapmış", hiç böyle şeyler bilmiyorum ben onların arasındayken.
Fazla politize olmak yoruyor mu? Ama bu ülkenin bir gerçeği bu. Sadece politize olarak da sanat üretemezsiniz. Sonuçta bir oyuncunun yapması gereken birçok şey var. Sürekli politik kitaplar okuyamazsınız yani. Politikayla sürekli ilgilenemezsiniz ama onu da hayatınızdan çıkaramazsınız. Çıkarmamanız da gereklidir zaten.
Siz bende hep her an yurtdışına çekip gidecek izlenimi uyandırıyorsunuz, potansiyel bir sürgün... Belki de kocanızın yurtdışındaki kariyerinden ötürü. Bana, önüme olanaklar sunulup da gel deselerdi... Benim öyle bir olanağım olmadı. Olanak yaratmak için çok büyük bir çabam da olmadı. Ama bazen kendi kendime soruyorum, acaba yurtdışında olsaydım daha mı mutlu olurdum... Ama ben her şeye rağmen burada olmaktan mutluyum galiba, kendi dilimi konuşmak, kendi dilimde sahnede olmak hoşuma gidiyor. Tabii hemen lokal bir şeye de gitmeyelim. Bir Türk olarak dünya platformunda olmak da çok zor bir şey ama herhalde başarıldığında da çok tatlı bir şeydir.
Sizi izlerken, tuhaf bir şey, en şiddetli sahnelerde, en etkin karakterlerde bile hep alttan alta sakin bir şey akıyor. Halbuki bizim popüler kültürümüzde şarkı söylüyorsan en tiz perdeden olacak, ağlıyorsan dibine kadar ağlayacaksın. Hiçbir şeyi içinde patlatmaz Türkiye toplumu... Çünkü ne olursa olsun oynadığın karakterlere kendinden bir şey katıyorsun.
Peki siz sakin bir insan mısınızdır? Çok sakin bir insan değil, hatta hiperimdir biraz.
Ama yine de ne oynarsanız oynayın, hep biraz hüzün, biraz buğu oluyor... Bunu herkes söylüyor.
Hatta azınlık da olsa, bazen "Ya, biraz ağlak bir tip" diyenler bile oluyor. Şüphesiz tabii ki, diyen oluyordur ama ne yapalım, buna verilebilecek hiçbir yanıtım yok. Sanki tiyatro sahnesinde avaz avaz bağırır, duygularını iletmeye çalışırsa bir oyuncu, abartılı abartılı... Orada bile ölçüsünü bulması lazım oyuncunun, seyircinin eziyet çekmemesi lazım. Gözyaşını da çok sever bizim toplum. "Aman ne güzel ağladı." Bir kişi de acısını ağlamadan geçirsin yani, bence çok daha değerli ve önemli...
Cumhurbaşkanımız sizi resepsiyonuna çağırdı mı? Evet, çağırdı. Ama gidemezdik çünkü sahnede olmalıydık.
Peki, Demirel çağırır mıydı sizi? Her zaman çağırırdı.
Demirel daha popülist davranırdı. En azından bu konuda. Cumhurbaşkanımız ise daha elitist davrandı. Demek ki siz hem popüler olmayı hem de elit kalmayı başardınız. Seviyor musunuz Cumhurbaşkanımız’ı? Çok seviyorum, evet. Üstelik Cumhurbaşkanımız’ın davetiyesi Haluk’a da bana da ayrı ayrı geldi, çok güzel. Sayın Zuhal Olcay diye bir davetiye, Sayın Haluk Bilginer diye bir davetiye.
Ayrı ayrı gelmesi çok hoşunuza gitmiş galiba... Bence çok güzel tabii. Bay ve Bayan Bilginer diye bir davetiye benim çok hoşuma gitmiyor doğrusunu isterseniz.
Kocanız da çok iyi bir oyuncu. Şöyle şeyler olur mu ev hayatınızda: Mesela sizin çok sevdiğiniz bir vazoyu ya da bir salata çanağını Haluk Bey kırmış ve sizin elden geldiğince geç öğrenmenizi istiyor. Oynar mı ya da siz oynadığını farkeder misiniz? Bizim aramızda öyle şeyler olmuyor. Hayır, hayır. Ama tabii ki... Bir kere bir şey kırılacaksa evde onu mutlaka ben kırarım çünkü çok sakarımdır.
Oyuncular evlerinde de oynamaz mı? Siz ne kadar oynuyorsanız ben de o kadar oynuyorum. Tabii ki oynuyoruzdur. Oyuncu olmayıp da o kadar çok oynayan insan var ki etrafımızda.
Komediyi de seviyorsunuz galiba. Evet, çok seviyorum ve oynuyorum da. "Ama işte çok fazla ağlak kadın" diyen birileri, birileri hakkında bir hükümde bulunurken "Bu kadın komedi oynuyormuş, dur bakalım gideyim bir göreyim" demeli önce.
PAZAR


İkinci Bahar turizmi
KİM NE OKUYOR?..
Satır arası yemek
Kısa... Kısa...
VİTRİN
TV’de cinayet
Beni en çok Sultanahmet etkiliyor
Bir usta, 25 usta
Eski otelin yeni gözdesi
Logoyu nasıl buldunuz?
Haydi tellaklar siyasete!
Dijital çağın saf delikanlısı
İki tasarımcıdan altın ve gümüş
Sanat Borsası
Sushi’den daha güzel Japon yemekleri var
KİM NEREDE NE YEDİ?
Bayan Bilginer’i sevmiyorum
Paris nere, bura nere?
The Deep End of the Ocean
Kurtar Avrupa’yı Fatih Hoca!
Art Tatum’un anısına
Saksofoncu birader
Şef Ciaran Hickey
Aşkın kırmızı kulakları
"Yolla Bir Yolcu"
Tarihi roman furyası
Cumalı bir "Güzel Aydınlıkötı
Duncan Phillips’in gözleri
SAYFA BAŞI

|
|

|