24 Ocak 2001 Çarşamba




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Aşkın kırmızı kulakları

     PARİS

     Hava kuru sıkı soğuktu. Öldürmüyor, donduruyorduk. Güneş vardı. Tabii bu soğukta görevi Paris’i ısıtmak değil aydınlatmaktı. Marie Köprüsü’nü sanal mavi gökyüzünün altında yürüyüp geçtim. Menzilim, Seine Nehri’nin iki adasından en küçüğü, en güzeli ve soylusu Aziz Louis adacığının Aziz Regis kahvesinde sıcak bir çikolata içmekti. Ancak olaylar bir çikolata, bir sıcak şarap, üç konyak eşliğinde gelişti. Kahveden çıktığımda mide fesadına uğramış ve tepe sersemi olmuş vaziyetteydim. Ama değerdi.
     Aşkın gözü kördür, derler. Hep merak etmişimdir: Kulakları da sağır mıdır? Ama kırmızı olduklarını biliyorum artık. En azından bir aşk biçiminin, kulakları kızartabildiğini. Hayır, kızaran kulaklar benim değildi. Benimkiler casus kulaklarıydı Aziz Regis kahvesinde. Yandaki masada bölük pörçük bir aşkın hikayesini dinlediler. Hayır, utanmadım. Ben yazarım. Yazarlar yaşamı gammazlamak için vardırlar. Kapı ve telefon dinlerler, hatta röntgencidirler. Casuslardan farkları, gerçek öyküleri hayalle evlendirip okurlara satmaktır. Rapor değil; roman, öykü yazarlar ve iyi ki ciddiye alınmazlar. Yoksa çok tehlikelidirler.
     İlk çikolatamı yudumlarken, yan masada, birini bekleyen erkek çekti dikkatimi. Yakışıklıydı. Aşk tanrısı Eros’un hık demiş burnundan düşmüş... Ama işte, tıpkı Eros gibi, ne desem, bebek suratlı, kadın mı erkek mi olacağına karar verilmemiş bir meleğe benziyordu. Ancak olgun kadınlar bir erkekte böyle bir fark hisseder. Genç kızlar sezemez. Yan masada beklenen de bir genç kızdı zaten. Sonunda geldi. Kıvırcık kumral saçlarının dibinden, ince uzun parmaklarının ucuna kadar sırılsıklam aşıktı, Eros taklidi genç adama. Aşık olur, olunur. Buraya kadar normal. Ben de öyle düşündüm, bir süre dikizledikten sonra dağıldı dikkatim. Ta ki genç adamın bir tümcesi kulağıma çalınana kadar: "Sen hiç kadınla yattın mı?" Kız kulaklarına kadar kızardı. Sesini çıkarmadan hayır anlamında salladı güzel başını. Eros duyamadığım bir şeyler fısıldadı. Bu kez evet anlamında salladı başını kız. Sonunda vardığı gerçek karşısında yıkılmış ama vakur görünmeye kararlı gibiydi. Genç adam dinlediğimi anlamış mıydı ne, teşhirci bir fütursuzlukla sesini yükseltip anlatmaya başladı: "Aziz Louis Adası büyülüdür. Milano’da bir partide çok yakışıklı bir Fransızla tanışmıştım. Ancak bakışmakla yetindik o gece. Beş ay sonra Paris’e geldim. Hayal meyal İle Saint Louis’de oturduğunu anımsıyordum, belki rastlarım diye buraya, bu kahveye uğradım. Daha birkaç dakika geçmeden içeri benim yakışıklı damlamaz mı? Konuşmadık. Birbirimize baktık ve onun evine yollandık..."
     Üçlü sohbetimizin en canalıcı yerinde, sesini alçalttı alçak Eros. Ne anlattığını, kızın yüzünden izleyebiliyordum artık. Kızardı bozardı, derken bir değişim oldu ve küçük kahkahalar atmaya başladı. Yanakları al aldı ancak en kırmızı kulaklarıydı. "Salvino!" diye sözünü kesti, ARTIK arkadaş kabul ettiği erkeğin ve "Canım dondurma istiyor!" dedi. Bir dondurma imparatorluğuydu Saint Louis Adası. 116 çeşit dondurma üreten ünlü Berthillon dondurmalarının merkezi. İle Saint Louis kahveleri her mevsim Berthillon satardı ama böylesine dondurucu soğukta dondurma yemek için gerçekten insanın içinin yanması gerekirdi. İşte böyle yakıyordu bizim güzel kızı, kulaklarından ruhuna akan aşk hikayesi. Eros’un adını da öğrenmiştim bu arada. Salvino dondurma ısmarladıktan sonra içini çekti: "Yatağa kadar her şey güzeldi. Seviştikten sonra bir suçluluk duygusu hissettiğini sezdim. Meğer evli, iki çocuk ve bir metres sahibiymiş. Tabii ki çekemezdim. Post-coito depresyonlu bir adama dayanılır mı hiç? Sanırım ikimiz de bu güzel adacığın büyüsüne kapılmıştık. Bitti."
     Ben kahveden ayrılırken "Belki Parisli sanatçıları silkelemek için yeni bir cinsellik bulmalı. Heyecan verici erkekler bulamıyorum. Bakarsın kırkımdan sonra kadınlara dönerim, kadınlar da çok güzel..." diyordu Salvino. Kulak misafirliğim sırasında, yakışıklı Eros’un yabana atılmayacak bir İtalyan tiyatro yönetmeni, genç kızın ise rol önerdiği bir oyuncu olduğunu öğrenmiştim. Belki de yanılıyorum, başından beri aşık değildi kız oğlana. Ama kesin bildiğim bir gerçek var: İle Saint Louis’de aşk başka.
     


 PAZAR


İkinci Bahar turizmi
KİM NE OKUYOR?..
Satır arası yemek
Kısa... Kısa...
VİTRİN
TV’de cinayet
Beni en çok Sultanahmet etkiliyor
Bir usta, 25 usta
Eski otelin yeni gözdesi
Logoyu nasıl buldunuz?
Haydi tellaklar siyasete!
Dijital çağın saf delikanlısı
İki tasarımcıdan altın ve gümüş
Sanat Borsası
Sushi’den daha güzel Japon yemekleri var
KİM NEREDE NE YEDİ?
Bayan Bilginer’i sevmiyorum
Paris nere, bura nere?
The Deep End of the Ocean
Kurtar Avrupa’yı Fatih Hoca!
Art Tatum’un anısına
Saksofoncu birader
Şef Ciaran Hickey
Aşkın kırmızı kulakları
"Yolla Bir Yolcu"
Tarihi roman furyası
Cumalı bir "Güzel Aydınlıkötı
Duncan Phillips’in gözleri


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet