Sözde soykırım konusunda Ermeniler 1920 yılından beri faal. O tarihten sonra ve de bilhassa son 10 - 15 yıl içinde bizdeki ataleti görmemek imkansız. Ermeni iddialarını cerh edecek yabancı dilde ilmi araştırma ve tez yazılmıyor. Kendi araştırmacılarımızın Türkçe çalışmalarını biz yazıp biz okuyoruz. Kendi kendimize avunup gidiyoruz. En yüksek ağızlardan "tarihi tarihçilere bırakalım" diyoruz.
Arşivler
Arşivlerimizin düzgün ve araştırmacıların çalışmalarına sunulacak halde olup olmadığını bilmiyoruz. Devletin iddialarının aksine, Türk tezini benimsemiş olan yabancı araştırmacılar dahi arşivlerin açık olmadığından şikayetçi. Demek bir sıkıntı var. Ve de büyük olduğunu iddia eden devlet bu meselenin dahi üstesinden gelemiyorsa yabancıların şüphe duyması normal değil mi?
Tepkilerimiz
Yabancı bir parlamentoda kararın ele alınması öncesi derhal 4 - 5 milletvekilini o ülkeye yollamanın bir yararı olamayacağını da idrak edemiyoruz. Daha da vahimi tehditlerimiz karşı tarafı kışkırtacak nitelik taşıyor. Bakın neler diyoruz:
- Size ihale vermeyiz,
- Kararı kabul ederseniz, Irak'ı bombalattırmayız vs.
Bunları duyan yabancı dehşete kapılıyor ve bunlar herhalde suçlu, suçluluğun telaşı içinde demez mi? Türkiye'ye sempati duyan bazı yabancılar böyle tehditler ters teper diye bizi uyarıyor. Hele Fransızcayı yasaklamak gibi bazı çevrelerin densizlikleri başkalarına bunlar ne biçim insanlar dedirtmez mi? Bütün bu Ermeni iddialarının karşısında dramatik bir çıkış yapıp "işte arşivler, gelin tartışalım" diyemiyoruz. Ermenistan'la ilişki kurmak konusunda zaten yetki devri yapmışız ve buna Aliyev'in karar vermesini kabul etmişiz. Halbuki Azeri kardeşlerimiz bile Ermenistan'la temas içinde. Oraya buraya gezi mahiyetinde kültür faaliyetleri için sarf edilen paranın bir kısmını Ermeni iddiaları konusundaki seminer ve panellere ayırmak kimsenin aklına gelmedi mi? Küba'ya dostluk heyeti olarak parlamenter göndermek söz konusu olunca ilgi çok büyük! Sonra Ermeni iddiaları kararları alınınca bağırmak milliyetçilik mi oluyor!
Kabilelik
Bu sıralarda Dışişleri Bakanı geleneksel dostlarımız olan Pakistan, Libya ve Afrika'yı ziyaret etti. Herhalde Paris'i oralarda arıyor. Küçümsemiyorum ama Ortadoğu'nun şekillenmesine yaptığımız katkı ve zamanın bir kısmının Ermeni sorununa ayrılmasını istemek çok mu? Başbakan'ın aklına uçağa atlayıp Paris'e gitmek gelmiyor. Bütün yaptığımız iş büyükelçimize talimat yollayıp "git söyle, fena olur sonra" demek. Bunun da adı diplomasi. Fransız politikacıları kasaba politikası izliyorlar. Ya biz? Ancak kabileler yapar bizim yaptığımızı. Küreselleşen dünyada bazı tepkilerin ve ambargoların olamayacağını anlamıyoruz.