24 Ocak 2001 Çarşamba




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Özde değil, sözde protesto

     Gene aynı manzara var sokaklarda.
     Koca koca adamlar Fransız Konsoloslukları önüne gidip, Fransızlar’ın hiç anlamadıkları bir lisanda onları protesto ediyorlar.
     ‘Lö allah bismillah, allahüekber!’
     Hain elmalar yerlerde sürükleniyor, işbirlikçi yoğurtlar caddelere saçılıyor, örgüt yardakçısı Luis Vitton çantalar ordan oraya savruluyor.
     Evlerde ise Fransa’ya hakettiği dersi verme telaşı var...
     ***
     - Gız Gülümser gel buraya... Vatanının bölünmez bütünlüğünü seven bir ferdi olarak Fransa’yı protesto etmeye garar virdim.
     - İyi boh yidin Cengiz efendü. Bir işe girip çalışsan daha iyi ederdin ya neyse.
     - Çok gonuşma. Evdeki bütün Faransız mallarını toplayıp sobada yakacaaz anlaşıldı mı?
     - Eee biz hankısının Fransız olduğunu hankısının İngiliz olduğunu nasıl anlayacaz lan?
     - Elimde liste var. Kaavede dağıttılar. Şimdi de bana bakayım... Senin Çantan Lois Fitton mu?
     - Ne bileyim ben. Pazardan aldıydım; bilsem alır mıydım?! Üzerinde ne yazıyor bakalım... Hah buldum Aybike Çantacılık.
     - Geçtik; sıra geldi tencerelere.
     - Aman al! Hepsini yak istersen. Zaten bir işe yaradıkları yok. Boşu boşuna yer gaplıyorlar.
     - Sen gene de bak bakalım içinde Defal markası var mı?
     - Defal’in bu evde işi ne lan salak?!
     - Mikserimiz Mülünüks mü?
     - Bizim mikserimiz yok ki ne?
     - Ekmek kızartıcımız ne marka peki?..
     - Ekmekleri sobada kızartıyoz. Demirdöküm...
     - Tamam o zaman; evdeki bütün Frensız şaraplarını döküyoz...
     - Emrin olur lokfor peynirlerini naapalım?
     - O da ne ki gız?
     - Lan öküz kafalı! Bu evde Türk ispirtosundan başka içecek alkollü bişey var mı ki? Onu da tuvaleti temizlemek için kullanıyoz.
     - Tamam tamam. Kardeşin Beşir’e söyle. Evlenmek için sakın Paris’teki restoranları kullanmasın. Burada öyle yazıyor.
     - Peki söylerim, Çemberlitaş Kızılay düğün salonunda yapar düğününü...
     - Yoğurtlarımız Dönone mi?
     - Ha evet döne yapıyor yoğurtları; bizim Keramettin’in karısı Döne. Sütten mayalayarak yapıyor...
     - Onu demiyom salak karı! Dönöne yoğurtta bir dünya markası.
     - İşimiz olmaz!
     - Pürfümün Chanel 5 mi?
     - Bana bak Cengüz; elimin tersiyle bir çakacam 5 kardeşin izi çıkacak suratında! Ne pürfümü lan?! Senin after şeyvini kullanmıyom mu parfüm olarak düdük?!
     - Ne biçim ev lan burası. Protesto edecek bi tane Fransız malı yok mu lan?
     - Yok tabii.
     - Bizim oğlanlardan hangisi Galatasaray takımını tutuyordu?
     - Fatih.
     - Gidip şuna iki tane çakayım bari... Galatasaray Lisesi’nde Fransızca eğitim mi varmış ne?
     - Ohh... Çak iki tane velede de görsün Fransızlar dünyanın kaç bucak olduğunu!..
     
     Web-Cam
     Baki Ağa evimize geldi...
     Çok karılı ağalarımızdan Baki Ağa, geçtiğimiz günlerde evimizi şereflendirdi.
     Karıları ile birlikte misafirliğe gelen Baki Ağa’nın karılarını yatıracak oda bulmakta zorlanınca, açıkta kalan 2 karısını boşamasını istedik; ama Baki Ağa buna razı olmadı. İşte evimizdeki WebCam’da Baki Ağa ve karıları...
     Baki kalan bu kubbede boş bir cefa imiş...
     
Clinton gitti saksafonu kaldı yadigar
     Clinton Beyaz Sarayı terk etti etmesine ya, ardından bazı eşyalarının unuttuğu da anlaşıldı.
     İşte Özgür Billy’nin arkasında bıraktığı alto saksafon...
     Alto saksafon, üstü şişhane...
     
Caney caney caney işte meydaney Sosyete forevır, nerdesin haney!..
     Cuma günü Levent Kırca Tiyatrosu’nda ‘Kadıncıkları’ izledim.
     Tıklım tıklım dolu bir salonda... Aşkın, Demet elbette çok iyiydiler ama, Levent Kırca’yı sahnede izlemek bir başka.
     O kadar yalın, o kadar sıcak ve o kadar iyi oynuyor ki, insan oyuncu olmadığına şükrediyor.
     Oyuncu olsaydım hasetimden çatlardım her halde...
     Bir gün sonra da Fındıkkıran Balesi’ni izlemeye gittik.
     Muhteşem bir gösteriydi ama asıl muhteşem olan salondaki kalabalıktı bence.
     Bir stadyum gibiydi Maydonoz Showland...
     Tam beşbin kişi vardı salonda ve Fındıkkıran Balesi’ni sergileyen Rus sanatçıları ayakta alkışlıyordu mahşeri kalabalık.
     ‘Bu ülkede kim bale seyreder?’ diye Kültür Bakanlığı bütçesini kuşa çevirenlere inat.
     İki günde toplam dört gösterim olmuştu ve 20 bin kişi izlemişti Fındıkkıran Balesi’ni.
     Neredeyse Ali Sami Yen Stadı’nı dolduracak bir kalabalık yani.
     Bu arada aynı gösterimin Türk versiyonunu da Atatürk Kültür Merkezi’nde bin 500 kişi izlemişti. Full salon...
     Maydonoz Showland’de bale seyreden 20 bin kişiyi görüntülemek için gelen bir kamera aradı gözlerim ama göremedim.
     Çünkü o sırada kameraların çoğu Etiler’de masaların üstüne çıkıp göbek atan 300 kişiye odaklanmıştı.
     
     g.mujde@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Anayasal yargı

Melih AŞIK
Ciddi olalım...

Fikret BİLA
İş ve rüşvet

Berrin Cankat
Ot yiyip ot içiyor

Hasan CEMAL
Siyaset sahnesinde belirsizlik... Ya da çıkmaz mı?..

Güneri CIVAOĞLU
Masum sorular

Yalçın DOĞAN
AA geleneği

Yalım ERALP
Türkiye seyirci midir?

Abbas GÜÇLÜ
Sezer / üniversite

Doğan HEPER
Olanları anlamak güç

Sami KOHEN
Ne yapma(ma)lı?..

Gani MÜJDE
Özde değil, sözde protesto

Meliha OKUR
Altınok, tavuğun hesabına çözüm bulamadı...

Hasan PULUR
Anayasa Mahkemesi, kelepçe ve AA

Derya SAZAK
Seçim sinyali

Umur TALU
Nasıl yerdiniz?

Meral TAMER
Çankaya davetinden gecikmiş notlar 2

Tamer HEPER
İki yanlış yapılmış

Metin TOKER
Hindistan yolunda

Güngör URAS
"Reel ekonomi" rezil durumda

Serpil YILMAZ
Neden Ersümer feda edilmiyor? Çünkü!

© 2001 Milliyet