Koalisyonun eski tadı yok; 2001'e girerken peş peşe krizlerle sarsılan hükümet ortaklarının geometrik hızla artan hata katsayısı siyaseti "Çankaya - Genelkurmay - Anayasa Mahkemesi" üçgenine hapsederken, Ankara'dan gelen seçim sinyalleri artmaya başladı.
Başkentin nabzıyla Batılı gözlemciler de yakından ilgileniyor.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, Meclis'te grubu bulunan parti yöneticileriyle özel bir söyleşi ortamında buluştu. Toplantıya DSP'den Emrehan Halıcı, MHP'den Oktay Vural, ANAP'tan Nesrin Nas, DYP'den Ufuk Söylemez, FP'den Temel Karamollaoğlu katıldılar.
Pearson Ankara'da yeni olduğu için, siyasi temaslarını fırsat buldukça geliştirmeye bakıyor, ABD'de Bush'un başkanlığı devralması da vesile yarattı ve büyükelçi Türkiye'ne son haftalarda hızlanan siyasal olaylara teşhis koymaya çalıştı. ABD Büyükelçisi, Tansu Çiller'i de ziyaret etmiş. Meclis'teki gruplarla başlatılan diyaloğun arkası geleceğe benziyor. Ancak Ankara'da yaşanan tuhaflıkları ABD gibi dünyaya yön veren bir ülke büyükelçisinin kavraması bile zaman alacaktır.
Aralıktaki ekonomik krizden sonra, ocak ayına damgasını vuran "Beyaz Enerji Operasyonu" hükümeti ciddi olarak sarstı.
MHP'nin desteği olmasa, Enerji Bakanı gensoruyla düşürülebilirdi. Ancak Bahçeli'nin grup konuşması Ersümer'e desteğin "şartlı" verildiğinin ifadesidir. MHP lideri, yargı süreci sonunda "ilgili bakanın istifası ya da azlinin gündeme gelebileceğini" belirterek partisini iddiaların tarafı haline getirmekten uzak tutmaya çalıştı.
Ancak Bahçeli'nin bu tutumu bile muhalefet kulislerindeki "MHP - matik" suçlamasını ortadan kaldırmaya yetmedi.
MHP gibi DSP Grubu da zorda.
Başbakan Ecevit, gensoru görüşmeleri başlamadan ANAP'lı Bakan Rüştü Kazım Yücelen'in talimatının aksine enerjideki yolsuzluk soruşturmasını haber yapan Anadolu Ajansı hakkında soruşturma açılmasına gerek görülmediğini bildirdi.
Bülent Bey, mesleği "gazetecilik" olan bir siyasetçi, savcıların kağıda döktüğü iddiaları yazan habercilerin salt görevlerini yaptılar diye susturulmasını içine sindiremedi.
İlginçtir. Ecevit'in Başbakanlık'ta meslektaşlarını savunduğu sırada, AA dışında kendisine TEKEL'in de bağlı olduğu Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen kartıyla Meclis'te milletvekillerine Rize çayıyla Tekirdağ rakısı dağıtılıyor, böylece "Ne olacak memleketin hali?" sorusuna Anayasa paketi dışında çözüm aranıyordu.
Anayasa'ya gelince...
69'uncu maddeyle o kadar çok oynandı ki, sonunda "yüksek mahkeme" de isyan etti. Davanın seyrine göre karar üretmenin, Anayasa'nın 149'uncu maddesine aykırı olduğunu Başbakan mahkemenin bildirisinden sonra mı görmeliydi, Ecevit'in çevresinde niye hukukçu yok?
Aynı hata Çankaya turlarında sergilenmiş, Anayasa'yı ihlal pahasına Meclis "açık oy" kullanmaya zorlanmıştı.
Fazilet'i kurtaralım, kabinede fire vermeyelim derken, anayasal kurumlarla çatışmaya giren, yolsuzluklar nedeniyle halkın gözünden düşen hükümet kan kaybediyor, Türkiye seçime sürükleniyor.