Bu satırlar okunduğu sırada, onların yazarı Hindistan'ın başkenti Yeni Deli'de olacaktır.
Hindistan: Yerleşmiş bir deyimle "Dünyanın en büyük demokrasisi". Doğrusu, "Demokratik parlamenter rejimi seçmiş dünyanın en kalabalık ülkesi" olmak gerek. "Dünyanın en kalabalık ülkesi" Çin ama o, demokratik parlamenter rejimi seçmiş değil.
1960'ların başında Çin, Yeni Delhi'ye harp açtığında Ankara'daki Hindistan Büyük Elçisi Atal'ın Başbakan İnönü'ye nasıl telaşla koştuğunu hep gülerek hatırlarım: "- Sayın Başbakanım, bizi nasıl tehdit ediyorlar, biliyor musunuz? 'Bir Çinli ile bir Hindli birbirini öldürse savaş sonunda siz sıfır olursunuz, biz hep yarım milyar kalırız' diyorlar. Lütfen bize yardım ediniz!" Hindliler, demokratik parlamenter sistemlerini kendilerine göre "başarı" ile işletiyorlar. Her halde, komşuları Pakistan gibi ikide bir askeri darbe yaşamıyorlar; ipe çekilen devlet adamları da olmuyor.
Denilebilir ki: "Ama o işi suikastçılar yükleniyor." O da, doğru.
Görüp döndükten sonra Hindistan'ın kendisi hakkında da bu sütuna notlar düşeriz. Bir çok komşusunu - Çin, Tayland, Vietnam, Pakistan, Malezya, Singapur.. - tanımış olmama rağmen Hindistan'a, bir süre kalmak için ilk defa gidiyorum. Ankara'dan bunun en "rahat yol"u da, sağ elle sol kulağı göstermeye benzese de, Zürih'ten geçiyor.
Zaten, "sebeb - i ziyaret"imiz değişik. Yeni Delhi'de Milletlerarası Basın Enstitüsünün - IPI - 50. Genel Kurulu toplanıyor. Tabii, Hindistan da görüşülecek ama asıl konu dünyada medyanın sorunları.
Türkiye gene ön locada
Türkiye, 1950'nin başındaki kuruluşundan bu yana - 15 kurucusu arasında Ahmet Emin Yalman da vardır - IPI'ın "devamlı müşteri"si olmuştur. Bunun iftihar edilecek bir tarafı yoktur, çünkü örgüt basın özgürlüğünün ihlal olunduğu hallerle ve ihlal eden ülkelerle meşguldür. Başlıca ihlalci ise, hükümetlerdir. - Buna başka kuvvetlerin de eklenmesi lazımdır ya.. Para babaları, karteller, tekeller gibi. IPI onlarla da uğraşır -. Bundan dolayı IPI Türkiye'de gadre uğrayan gazetecilerin yanında, ceberrut iktidarların karşısında olmuştur. O çeşit iktidarlar da IPI'ı hiç sevmemişlerdir. Türkiye'de bu oyun hemen bitmemecesine hep sürdüğünden bizi "devamlı müşteri" saymak mübalağalı değildir.
Düşünsenize şahsen ben ilk defa 1950'lerde DP'nin, 1980'lerde Evren'in mahkemeleri tarafından hapse mahkum edilmişimdir; her seferinde IPI'ın manevi desteğini bulmuşumdur. 1950'ler biterken Yalman kurduğu örgütün kendisini kurtarmaya çalıştığını görmüştür. - Kurtaramamıştır -. Türkiye'de 1990'lar daha bile karanlıktır. Çok IPI heyeti bunun için ülkemize gelip gitmiştir.
IPI, medyalardaki "bünyesel değişiklikleri" de yakından izlemektedir.
Yeni Delhi'deki özellikle Yönetim Kurulu toplantısında bu "devamlı müşteri" gene ön locayı işgal edecek ise kim şaşabilir ki?