Herkesin tarifi kendine göre. Kimileri, "Küreselleşme şampiyonlarının bilgi pazarı" diyor. "Uluslararası güç elitinin yılda bir kere toplanıp dünyanın nereye gittiğini, nereye gitmesi gerektiğini tartıştıkları çene yarıştırma mekanı" diyenler de var.
Bir başka tarife gelince:
"Küresel kapitalizmin nabız atışlarını tutmak isteyenler için ideal mekan."
Her neyse...
Ama şurası bir gerçek: Küreselleşmenin kalbi her yıl bu zamanlar İsviçre Alpleri'ndeki bu küçük kayak merkezinde atıyor. Dünya Ekonomik Forumu'na bu yılki katılım iki bin civarında. Dünyanın en büyük 1000 firmasının patron ya da tepe yöneticileri, 250 siyasal lider, akademik ve entelektüel dünyadan 250 kişi, (bu yıl Perulu yazar Mario Vargas Llosa, müzik dünyasından Quincy Jones da var) 250 medya lideri, geleceğin küresel liderleri diye nitelenen 100 kişi bu yıl Davos'ta altı gün boyunca 300'ün üzerinde irili ufaklı toplantıda çene yarıştıracaklar.
Bütün bunları izlemek için de Davos'a gelmiş olan gazeteci sayısı 700 olarak veriliyor.
Geçen yıl Türkiye Davos'a Başbakan Ecevit'le bir çıkarma yapmıştı. 2000'e girerken Helsinki'de Avrupa Birliği adaylığını elde etmiş olan Türkiye'nin geleceği hakkında iyimser mesajlar vermiş, güler yüzlü küreselleşme konulu konuşmasıyla ilgi toplamıştı Ecevit...
Bu yıl Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz iki günlüğüne burada. Konusu Türkiye olan bir yemekte konuşacak. Ayrıca, Avrupa Birliği'nin genişlemesiyle ilgili bir panele katılacak. AB Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Vural da Yılmaz'ın heyetinde yer alıyor.
Ayrıca, Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'in de bir konuşması var Davos'ta...
Dünya Ekonomik Forumu'nda bu yılki güvenlik önlemleri olağanüstü. Davos adeta abluka altına alınmış durumda. Kuş uçurtulmuyor. Kuşkulu görülenler daha Zürih Havalimanı'ndan geri çevriliyor.
Toplantı boyunca Davos'ta her türlü gösteri yasaklandı. Oysa, geçen yıl küreselleşme karşıtları kaldığımız otelin karşısındaki McDonald's dükkanının camını çerçevesini indirebilmiş, iki yüz, üç yüz kişilik bir kalabalık ana caddede bir yürüyüş yapma fırsatını bulmuştu.
Bu yıl her şey yasak! "Kahrolsun küresel emperyalizm!" sloganlarıyla geçen yıl Seattle'da, Prag'da ortalığı birbirine katanların bu yıl aynı fırsatı yakalamaları çok zor gözüküyor.
Dünya Sosyal Forumu...
Belki de bu yüzden Brezilya'da bu tarihlerde Dünya Ekonomik Forumu'na alternatif bir toplantı düzenlenmiş durumda: Dünya Sosyal Forumu... Nedir iddiaları?
Küreselleşmenin dünyayı iyi bir yere götürmediği...
Nedir dayanakları?
Dünyanın halleri... Yani yer yuvarlağında kol gezen eşitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk...
Örneğin dünya nüfusunun yüzde 10, dünyada yaratılan toplam gelirin yüzde 70'ini alıyor.
Ama diyebilirsiniz ki:
Bu yüzde 10 aynı zamanda dünyadaki mal ve hizmetlerin yüzde 70'ini üretiyor.
Yine dünya nüfusunun yarısı halen günde 2 dolardan daha az bir gelirle hayatını idame ettirmek zorunda. Bu 3 milyar insan, dünya üretiminin ancak yüzde 6'sını yapabiliyor.
Dünyanın küçük bir bölümünde her gün internette sörf yapanlara karşılık, öbür tarafta yaşamında bir kez bile telefon etmemiş olan yüz milyonlar yaşıyor.
Küreselleşme ideal mi?
Ne yapmalı bu durumda? Kahrolsun küreselleşme mi?
Küreselleşmenin adam edilmesi mi? İlk görüş marjinal. İkincisi, çok ağır basıyor. Çünkü küreselleşmenin geri dönüşü yok. Ya da bugün için alternatifi gözükmüyor. Ama büyük tepki topladığı da bir gerçek. Bu tepkilerin ilgi ve sempati topladığı da doğru.
Siyasette serbest yarışma ve rekabetin ismi demokrasi. Ekonomideki serbest yarışma ve rekabetin adıysa pazar ekonomisi. Demokrasiyle pazar ekonomisinin çerçevesini çizdiği düzen yirminci yüzyıla damgasına vurdu ve kazandı. Bilimsel teknolojik devrim ya da internet devrimi veya dijital devrim işte bu çerçevede dünyayı küçük bir köy haline getirdi, küreselleşmeyi tetikledi.
Dünya rekabetin yerine başka bir şey koyamadı. Yetmiş yılda çöken devletçi komuta ekonomileri, işçi sınıfı diktaları geçen yüzyılda bu gerçeği kanıtlamış oldu.
Peki ama küreselleşme modeli ideal mi?
Pazar ekonomisi mucize mi?
Bütün soruları karşılıyor mu bu model?
Elbette hayır. Eşitlik, adalet, dayanışma, özgürlük açılarından bütün soruları cevaplayan bir model daha bulunmadı. Bu nedenle pazar ekonomisini de, küreselleşmeyi de kendi haline bırakırsanız, başına buyruk olurlarsa, eşitsizliklere, krizlere yol açıyor. Zengini daha zengin yapıyor.
O zaman?
Bu modelin işleyişini daha ehlileştirip medenileştirmek, güler yüzlü hale getirmek ve daha fazla sosyal boyutla tanıştırmak da çok önemli bir görev...
Amerika yavaşlayınca...
O yüzden, Davos 2001'in gündeminde nasıl bir küreselleşme sorusu yer alıyor. Küresel toplumda birçok alandaki farklılıkları kapatacak mekanizma tartışmaları bulunuyor.
Şunu da bir kenara not edin:
Geçen yıl Davos daha iyimser bir ortamda toplanmıştı. Çünkü dünya ekonomisi olmasa da Amerikan ekonomisi, yeni ekonomisi dahil, fevkalade iyi gidiyordu. Dünya güç eliti o yüzden yıla pembe gözlüklerle bakıyordu.
Bu yıl durum değişmiş.
Davos 2001 daha çok soru işaretleriyle açılıyor. Çünkü Amerikan ekonomisi yavaşlamış durumda. Yeni ekonomi inişte.
Ve ek olarak Beyaz Saray'ın yeni sahibi Başkan W. Bush'a ilişkin soru işaretlerinin sayısı bir hayli. Politikalarının ekonomide ne sonuç vereceği konusunda yer yer kuşkular ve bekle - gör havası ağır basıyor.
Davos yazıları birkaç gün daha sürecek.