Doğu illeri, devlet memurlarının "sürgün" ya da "terfi" için "zorunlu şark hizmeti" coğrafyasıydı.
Zamanla bu deyimler, gündemden "söylem" olarak çıktı.
Fakat... Uygulama sürdü.
Doğuya sivil hizmetler için yıllarca "en az yetenekli olanlar" gönderildi. Kalite düştükçe, "ceberrut" görüntü tırmandı. PKK ile savaşım sürerken, "devleti halktan koparan o tutumun yanlışlığı" anlaşıldı.
Önce Silahlı Kuvvetler, bölgeye en iyi kurmay subaylarını göndermeye başladılar.
Ardından İçişleri...
Efsane adam
Şehit edilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Merhum Gaffar Okkan, bu yeni zihniyetin doruklara tırmanmış bir simgesi... Diyarbakır'da onun ve arkadaşlarının cenaze törenine akan insan seli, TV röportajlarına yansıyan sokaktaki Diyarbakırlı'nın sözleri, gözyaşları bunun kanıtıdır. "İnsana sevgiyle, saygıyla, içtenlikle yaklaşılırsa, kanlı anılarla örülmüş duvarların yıkıldığı, önyargılarla örülmüş dikenli tellerin çöktüğü" görülüyor. Okkan, doğuda görev yapmanın zihniyet devriminin tarihi dönüşümünde kilometre taşı olacak. Gaffar Okkan'ı tanıyanlar anlatıyor, yazıyorlar.
Günün en az 20 saatini görev başında geçiriyor.
Halkın içine giriyor.... Kaldırımlara sandalye atıp kahve içiyor... Her akşam saat 18.00'de, Ofis Meydanı'nda halkı dinliyor.
Analar, okuldan kaçan çocuklarını bile ona şikayet ediyorlar... Diyarbakırlılar onu yolda yürürken çeviriyor, elini, yanaklarını öpüyorlar.
Kentte, artık "faili meçhul" kalmıyor.
Sokaklarda güleryüzlü kadın polisler... Kimlik kontrolünde "ulan" yok... "Lütfen" var. Diyarbakır, "sevecen devlet"le kucaklaşıyor.
O baba, abi, kardeş... Bir Diyarbakırlı'nın gözyaşlarıyla dile getirdiği gibi, "halkın sırtını dayadığını kayan bir dağ..."
Kan çiçekleri
Gaffar Okkan, Hizbullah örgütünün belini kıran adam... Diyarbakır'da elde ettiği bilgilerle, Hizbullah'ın "Hicret" diye adlandırılan büyük şehre göçünün izini süren, liderleri Velioğlu'nun öldürüldüğü İstanbul Operasyonu'nu yönetenlerden biri. Hizbullah'ın ölüm listesinde. Hizbullah, Afganistan'taki "Talibanlar" kadar köktenci...
Hz.Muhammed ve 4 halife dönemini yeniden yaşatmak amacındaki "Selefiler"i de andırıyorlar.
Bundan birkaç yıl önce Mısır'da, Lüksor katliamını gerçekleştirerek 40 yabancı turisti öldüren "Cemaat - ul İslami" gibi kanla sulanan zehir çiçekleri onlar.
Kökleri, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ı öldüren "Müslüman Kardeşler"e ve "Humeyni İranı"na uzanıyor.
Son söz
"Acaba Hizbullah, toparlanması ve tam siper kalarak dikkat çekmemesi gereken şu sırada, böyle ses getiren bir eyleme neden kalkıştı?"
"Türkiye'nin iç ve dış boyutlarda da sıkıştığı günlerde, duyarlı bölgeleri karıştırarak, bunalım ortamını derinleştirmek isteyenler mi var?" Eylem, "Türkiye'yi yeniden kamplara ayrıştırmak" içinse... Katiller "propagandayı büyük ölçekle gerçekleştirmiş olduklarını" sanıyorlarsa...
Yanılıyorlar.
Tam tersine... Türkiye'nin Diyarbakır'dan İstanbula, Ankara'ya, Hendek'e, Türk'ü, Kürt'ü, tüm insanlarıyla şiddetin karşısında omuz omuza tavır koyması, asıl büyük güç gösterisini oluşturmuştur. Ama... Gerçekçi olalım.
Bu eylem, aynı zamanda bir alarmdır da...
Nerelere tırmanabileceğinin meydan okuyuşudur. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine, emniyet camiasına ve ulusumuza başsağlığı dileklerimi yineliyorum.