Diyarbakır'ı yasa boğan "Gaffar Okkan suikastı" Ankara'nın sisli havasının bir an önce dağılmasını bekleyen siyasi çevrelerde yeni bir "şok" dalgası yarattı.
Başbakan'ı kaygılandıran "Düğmeye kim bastı?" sorusu İstanbul'da bir polis otosunun taranması üzerine Çevik Kuvvet'in protesto eylemi nedeniyle gündeme gelmişti. Bir buçuk ay sonra terör hedef büyüttü; Diyarbakır Emniyet Müdürü, 10 kişilik koruma ekibiyle bombalı saldırıya uğradı. Kentin ortasında, yol kesilerek el bombası ve Kalaşnikof ateşiyle gerçekleştirilen suikastın bilançosu ağır oldu.
Halkın sevgisini kazanmış Gaffar Okkan ile özel kalemi Mehmet Kamalı, koruma görevlileri Mehmet Sepetçi, Mustafa Dinçer, Atilla Durmuş, Selahattin Baysoy "CIA filmlerine taş çıkartan profesyonellikteki pusunun kurbanı" oldular.
24 Ocak, "uğursuz" bir tarih; Uğur Mumcu'nun katledilişinin sekizinci yılında Diyarbakır'da suikasta uğrayan Gaffar Okkan aynı zamanda Hizbullah'ın çökertilmesinde düğmeye basan polis şefi olarak bilinen ve Beykoz'daki disketler sayesinde "umut operasyonu"na giden yolu açan kişidir. Onun ölümü de nasılsa 24 Ocak gününe rastlıyor!
Takvimsel bağlantı öncelikle "Hizbullah bağlantısını" akla getiriyor.
Gaffar Okkan'ın medya söyleşilerinde kendisini Hizbullah'ın hedefi olarak gördüğü açık. Öyle ki, İçişleri Bakanı Tantan tarafından İstanbul'a atanması bile düşünülmüş, ancak Diyarbakır sevgisi, hizmet aşkı, futbol takımını birinci lige taşıma ideali Okkan'ı kente bağlamış.
Dünkü cenaze töreninde halkın sevgisini gördük.
Diyarbakır Diyarbakır olalı, bir resmi görevliye böyle tören yapmadı. İspanya benzeri gösterilerle terör lanetlendi.
Musa Anter'in cenazesi kaldırılıyormuş gibi, kepenkler indirildi.
İnsanlara güven vermek, barış ve huzur ortamını pekiştirmek için "zırhlı makam aracını" bile kullanmıyormuş. Onun bu özelliğini bilenler ne yazık ki aynı insancıllığı sergilemediler.
Ahmet Taner Kışlalı da benzer tehditleri Allah'a havale etmiş ve acımasızca katledilmişti.
Diyarbakır'daki suikastın failleri şimdilik meçhul.
Kuşku bulutlarının dağıtılması ve Hizbullah kuşkusunun kanıtlanması için katillerin yakalanması, kafalardaki soruların aydınlatılması gerekiyor:
Nasıl oluyor da, Hizbullah'ın hedefi bir Emniyet Müdürü, Türkiye'ye sınırdan bir "suikast timi" girdiği haberinin üzerinden 48 saat geçmeden Diyarbakır'da neredeyse 8 - 10 kişilik (Kalaşnikof'lardan 300 mermi atılmış) birlik tarafından hareket halindeki otosunda, 5 polisle birlikte silahına bile davranamadan öldürülebiliyor?
Okkan, Nuriye Akman ve Sabah ekibiyle görüştükten sonra 16.00 sıralarında Emniyet'ten ayrılıp, Valiliğe gidiyor. İkinci çıkışında 17.45'te suikasta uğruyor. Şehitlik semtinde o sırada elektriklerin kesik olduğu iddiası var; suikast timi pusu kurarken kimse görmüyor, çatışmadan sonra kaçarlarken ayağı taşa takılan bile olmuyor, Diyarbakır'ın göbeğinde "atari" oynarcasına eylem gerçekleştirmek bu kadar kolay mı?
İçişleri Bakanı Tantan, cenaze töreninde "karışıklık çıkarmak isteyen istemin mimarları"ndan söz ediyordu. Diyarbakır'a giden Devlet Bakanı Fikret Ünlü'ye sorduk, "Üstlenen yok, Hizbullah'ı andırıyor" demekle yetindi.
Suikastı aydınlatmak, demokrasi üzerinde toplanan sis bulutlarını dağıtmak görevi hükümete düşüyor.
Terörü lanetleyen halkın tepkisi Ankara'ya güç vermelidir!