TRT ile Televizyon Yayıncıları Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği, "33. Yılında Türkiye’de Televizyon Yayıncılığı" panelinde, tartışmalardan birisi de, "21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Televizyonda Drama"ydı. TV Yayıncıları Derneği Başkanı Nuri Çolakoğlu’nun yönettiği panele, Osman Sınav ve Halit Refiğ de katıldı. Televizyon dizilerinin nasıl olması gerektiği konusu, eski ve yeni kuşak televizyon çalışanlarını ve yönetmenlerini karşı karşıya getirdi. Gençlere göre amaç izleyiciye hoşça vakit geçirtmekti. Osman Sınav da, televizyonun Devlet Tiyatrosu olmadığını söyledi. Eskiler ise toplumsal sorumluluğa vurgu yaptılar.
Yönetmen Ziya Öztan
Topluma karşı sorumluluğu var
TV’nin ilk yıllarında dizilerde çelimsiz, çirkin insanlar oynuyordu. Ama "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" gibi bir dizi oynadığında her yerde hayat duruyordu. O zaman mankenlerimiz mi çirkindi acaba? Geçen otuz yılda, köyden kente göç nedeniyle yeni bir insan yapısı doğdu. Kentleşme tamamlandığı zaman "Yılan Hikayesi" de olmaz. Çünkü böyle bir toplumda o dizideki gibi bir köylü kız olur mu hiç? Bugünün dizilerinde de geri ve ilkel bir akım olan melodram hakim. "Sadece reyting önemli, topluma karşı hiçbir sorumluluğumuz yok" denilemez. Çünkü TV’nin eğlendirmesi yanında bir sorumluluğu da vardır.
Senarist Tayfun Güneyer
Mesaj vermek istemiyorum
TV dizileri insanlara hoşça vakit geçirtir. TV izleyicisi açısından bir sorun yok. İtirazlar olsa, 20 - 30 kişiyle paneller olmazdı. "TV dizilerinde bir hayat modeli sunulduğu" görüşüne de katılmıyorum. Benim izleyiciye mesaj vermek gibi bir endişem yok. Benim endişem insanlara hoşça vakit geçirtmektir. Örneğin Ziya Öztan, on yıl önceki dizileri hatırlatacağına, ne gibi projeleri olduğunu anlatıp keşke bize ışık tutsaydı! TV’nin çok sert kuralları var. İnsanlar memnun olmadığı diziyi zaten izlemiyor. TV dizilerini tartışacağımıza, asıl sektörün ne gibi sorunları olduğunu tartışmalıyız. Sürekli yaşadığımız mekan, oyuncu ve bütçe sıkıntılarımızı gündeme getirmeliydik.
Senaryo yazarı ve oyuncu Tekin Akmansoy
Halka bir şeyler vermeliyiz!
Biz "Kaynanalar" dizisine 1974 yılında başladık. Hala da aynı ekiple sürdürüyoruz. Eğer günlük hesaplar yapan bir dizi olsaydı, geçip giderdi. Ayrıca ABD’de sabun köpüğü gibi görünen ayrıntılara bile bir mesaj yükleniyor. İnsanın olduğu her yerde sorunlar da vardır. Bu sorunları dizilerden nasıl atarsınız? Bomboş bir toplum mu istiyorsunuz? Sadece şaklabanlık olmamalı. Güldürüde de bir ölçü vardır. Hele benim ülkemin insanının okuma oranı meydanda. Bir şey vermenin en iyi yolu TV’dir. Ben de dizi yapımcısı olarak vermek mecburiyetindeyim! Eğlendirici şekilde de verilir. "Bizimkiler", "Kaynanalar" ve son olarak "İkinci Bahar" bunu yaptı. Geçen gün beş yaşındaki çocuklara boks yaptırıyorlardı. Bu ne kadar çocuklara zarar veriyorsa, vurdulu kırdılı diziler ve hiç sorumluluğu olmayan yapımcılar da o kadar zarar veriyor.
Oyuncu Mehmet Ali Alabora
Eğlencelik bir iş yapıyoruz
Televizyon dizisine, bir diziden daha fazla bir değer vermek doğru değil. En nihayetinde eğlencelik ve geçici bir şey. TV’de birinci amaç, kendi meselelerini anlatmak değil, para kazanmaktır. Sinemada, müzikte para kazanmadan sanat ön plana alınabilir. Ama bu televizyonda olamaz. Ben de, hem ekonomik açıdan televizyon dizisinde oynuyorum, hem de sinemaya ısınıyorum. Buna karşılık bizim diziyi daha çok çocukların izlediğini öğrendiğim için, örnek olsun diye rol gereği süt içiyorum. Sektördeki asıl sorun bunlar değil. Dizilerde çalışan ekiplerin hiçbir güvencesi yok. Benim de hukuki olarak bir güvencem yok. Diziler tekrar gösteriliyor ama yaratıcı ekibin telif hakları hiç dikkate alınmıyor.