Almanya'nın önde gelen Türkiye uzmanlarından Dr. Heinz Kramer geçenlerde Türkçe - Almanca dergi Perşembe 'de çıkan makalesinde, AB adaylığının Türkiye'de ancak şimdi ciddi olarak tartışılmaya başlandığını söylüyordu. Aynı şey Avrupa bakımından da söylenebilir: Üyeliği uzak görünse de Türkiye'nin aday ilanı AB'de kimlik tartışmasını ateşledi.
Helsinki'ye kadar hemen bütün Türkiye adaylığımızı niçin tanımadığı için AB'ye ateş püskürüyordu. Sonraki bir yıl boyunca çöken rehavetin bir sebebi vardı: Brüksel'in hazırlayacağı Katılım Ortaklığı Belgesi bekleniyordu. Sıra ancak şimdi Ankara'ya ve Ulusal Program 'a geldi. Onun içindir ki şimdilerde herkes eteğindekini ortaya döküyor ve dökmeli.
Gelinen noktada şu hususların altını çizmekte yarar var:
* Helsinki şunu gösterdi: Türkiye'nin AB'ye ihtiyacı olduğu kadar, AB'nin de Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Eğer isterse Türkiye AB'ye üye olabilir. Üyeliğin gerçek olup olmayacağı, olursa ne zaman gerçekleşeceği ise iki değil dört oyuncunun performansına bağlı. Bu dört oyuncu, ideolojileri ve / veya çıkarları gereği Türkiye'yi AB içinde ya da dışında görmek isteyenler. Birincilerin ve ikincilerin kendi aralarında doğal ittifaklar var.
* AB'deki Türkiye yandaşları esas olarak, Avrupa'nın laik ve demokratik değerler üzerinde bütünleşmesini savunanlar; karşıtları ise Avrupa'yı Hıristiyan kültürüyle ve coğrafya ile sınırlı tutmak isteyenler. Türkiye'ye AB'nin kapılarını açan sosyal demokrat iktidarlar oldu. Yine de Türkiye'nin üyeliği konusundaki bölünme, bütün siyasi yelpazeye yayılıyor.
* Türkiye'de bazı marjinaller dışında bütün siyasi partiler AB üyeliğinden yana görünüyor. Birkaç yıl öncesine kadar AB'ye karşı olan İslamcılar ve Kürtçüler ile üyeliği "devlet politikası" olarak gören Türkçüler de buna dahil. Ancak tartışma, Türkiye'nin AB üyeliğinin gereği olan siyasi ve ekonomik reformlar üzerinde toplanınca saflar ayrılıyor.
Bir kesim, AB'nin Türkiye'yi olduğu gibi kabul etmesini, gerekirse kendini Türkiye'ye uydurmasını istiyor. Aksi takdirde Türkiye'nin bölünüp parçalanacağını, laik rejimi koruyamayacağını savunuyor. Öteki kesim ise, AB'ye uyumu Türkiye'nin zamanı gelen siyasi ve iktisadi reformları yerine getirmesi için en büyük teşvik olarak görüyor; demokrasinin, laikliğin ve ülke bütünlüğünün AB üyeliği ile pekişeceğine inanıyor. Bugünlerde inisiyatif dört oyuncudan ikisinin elinde; Türkiye'yi AB'de görmek istemeyen Türkler ve Avrupalılarda... Türkiye'yi AB'de görmek isteyenler şunu unutmamalı: İlişkilerde iniş ve çıkışlar olacak. Britanya'nın üyeliği 2 kez veto edildi; İspanya 8 yıl bekledi; Malta 2 kez fikir değiştirdi... Brüksel nezdindeki Türk lobisini güçlü ve etkin tutmak, amaç için herşeyden daha önemli.