İnsanın içine kasvet çöküyor. Ne yazık ki öyle. Karamsar olmak için her sebep var. Gitgide inanılmaz bir ülke oluyoruz çünkü. Siyaset kurumu tıkanmakta. Beceriksizlik diz boyu! Devletin doruklarındaki anlaşmazlık ve görüş ayrılıkları her olayda suyun yüzüne vuruyor.
Normal değil bütün bunlar!
Meclis çatısı altında kaba kuvvet can alırsa ne denir artık? Milletvekillerinin bar, pavyon fedaisi gibi birbirleriyle dalaşıp kavga etmeleri nasıl mazur gösterilebilir ki?
Yazık değil mi, başına yediği yumruklardan sonra kalp krizinden ölen DYP milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu'na?
Yazık değil mi demokrasiye?
Yoksa o yumrukları atanların umurunda değil mi demokrasi?..
Utanmıyorlar mı?
Ne zor bir ülkemiz var!
Lanet olası terör bir vuruyor, altı polisimizi birden şehit ediyor Diyarbakır'da. Davos'a gidiyorsun, bir rapor çıkıyor, Türkiye'yi yolsuzluk - rüşvet - hukuksuzluk gibi konularda neredeyse dünya sonuncusu ilan ediyor.
Ankara bir başka alem!
Başbakan'la Genelkurmay Başkanı gazete manşetlerinde tartışmaya devam ediyorlar.
Hükümetle Çankaya anlaşamıyor.
Hükümetle Genelkurmay da öyle.
Ya hükümetle Anayasa Mahkemesi?
Yüksek Mahkeme, hükümet karşıtı bildiriler yayımlıyor.
Sonuç:
Partilerin kapatılmasını güçleştiren Anayasa değişikliği paketi hükümet tarafından rafa kaldırılıyor.
Ya Avrupa Birliği?
Hem koalisyon ortaklarının kendi içindeki, hem Milli Güvenlik Kurulu'nun asker - sivil kanatları arasındaki görüş ayrılıkları AB takvimini geciktiriyor.
Çankaya'yla YÖK kavgalı.
Çankaya'yla MİT'in arası şekerrenk.
Çünkü MİT Müsteşarı'nın önemli bir tayini geçenlerde Köşk'ten dönmüştü.
Genelkurmay'la MİT'in arası nasıl ki?
MİT Müsteşarı bir süre önce Kürtçe televizyon konusunda Genelkurmay'ın hiç de hoşlanmadığı tasarılar ortaya atmıştı. Genelkurmay da bir bildiriyle tepkisini kamuoyuna açıklamıştı.
Başbakan Yardımcısı kendi Meclis Grubu'nda 'darbe uyarısı' yapıyor.
DGM Savcısı IMF'den resmen soruyor, özelleştirme konusunda telkin, tavsiye ve talimatı olup olmadığını...
Dış politikaya gelince...
19. yüzyılın hayaletleri hala peşimizi bırakmış değil. Dış politikada manevra alanımız daralıyor. Önemli oyuncu olacağız derken sanki oyuncak olacağımız günlere doğru yol alıyoruz.
Küçücük, 3 milyon nüfuslu Ermenistan ve avuç içi kadar Ermeni diasporası, her zaman büyüklüğüyle övündüğümüz Türkiye'yi dış ilişkilerinde çıkmaza sokabiliyor.
Bakın Fransa örneğine!
Evet, Fransız siyaset kurumunun yaptığı iş değil. Parlamentoda tarih yazmaya kalkışması da, tarihi siyasete alet etmesi de, Türk düşmanlığı niteliğindeki kararı da tam bir aptallık abidesi...
İyi güzel!
Ama ne yapacağız?
Fransa'yı tepkisiz bırakmayalım, doğru. Bir de şu gerçeği unutmayalım: Türkiye'de Fransa, 5.5 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye yatırımıyla birinci sırada yer alıyor. Türk - Fransız dış ticaret hacmi 6 milyar dolar civarında. Her yıl 500 bin Fransız turist ülkemizde geçiriyor tatillerini. Türkiye'de Fransızca eğitim yapan 5 lise, 2 üniversite var.
Ve Fransa'da 320 bin Türk yaşıyor.
Fransa'yla ayrıca AB'de işimiz çok...
Bağırıp çağıralım, Fransa'nın canını acıtalım. Ama nereye kadar? Yukarıdaki rakamların altında yatan gerçekleri görmezlikten gelme lüksüne sahip olabilir miyiz?
Bugün Fransa, fakat yarın da ABD Kongresi devreye girerse ne olacak? Ermeni diasporası, Ermenistan bu kez de Amerika'yla ilişkilerimizi mi torpilleyecek?
Düşünelim:
Eğer 1992'de Ermenistan'la ilişkilerimizi normalleştirmiş olsaydık, Türk - Ermeni sivil toplum kuruluşları arasında temasları sistemleştirmiş olsaydık, tarihimizi bilimsel platformlarda ortak çalışmaların konusu haline getirmiş olsaydık, arşivlerimizi gerçekten açmış olsaydık, düşünün bakalım, bugünkünden daha iyi bir noktada olmaz mıydık?
Yine düşünelim:
Suriye'nin devlet olalı beri Türkiye'den toprak talebi vardır. Suriye'nin Türkiye'yi yıllar boyu kanatan PKK destekçisi bir sicili vardır. Ama aynı zamanda Suriye'yle Türkiye'nin diplomatik ilişkileri de hep var olmuştur. Hatta Türkiye'den başbakanlar Özal'ı, Demirel'i Şam'ı kaç kere ziyaret etmişlerdir.
Ermenistan'la niçin yapamadık ki?
Yalnız bağırıp çağırarak devlet yönetilemez. Dorukları bu kadar dumanlı, bu kadar karışık devlet de devlet adına layık olamaz.
Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete mi? Yine yüzümüze gözümüze mi bulaştıracağız?
Ne yazık!