Davos'ta bir kebapçı - lahmacuncu dükkanı açıldığı haberi Milliyet'te çıkınca, dilim pek varmıyor ama 50 yıl öncesini anımsadım... Davos sakin, sessiz ancak kar yağdığı zamanlar müthiş hareketlenen bir kasabaydı... Kar olmayınca Davos sakinlerinin ağızlarını bıçak açmazdı, kar duasına çıkarlardı adeta!..
İlk gidişim 1953 yılıydı, Vatan'da muhabirdim... Aylarca tek Türk vatandaşı göremeyince sıla hasreti çekmeye başlamıştım... Bir Rum berber Stelyo vardı ki annesi Türkçe biliyor ve bana sarma yani dolma gönderiyor bazen de imambayıldı ile bayram yaşatıyordu!..
İki - üç ay güya hep yattım sırtüstü, sıfırın altı soğukta öğlen sonrası balkonda kür yaptım herkes gibi... Bu, veremin tedavi çaresiydi. Halbuki kahveler cıvıl cıvıl güzel kızlarla doluydu.
Hastaların çılgın yaşamı
İkinci Davos seferim 1956'da oldu ve orada yaklaşık 1.5 yıl kaldım. Saint Joseph Haus'da Katolik rahibeler, Alexander Haus'da ise Protestan rahibeler vardı... İki Hıristiyan mezhebi arasında taassup farkını orada gördüm. Etrafım Avrupa ve Asyalı zenginlerle doluydu ve hepsi hastaydı bunların.
İsviçre'de pastane çok ve bunlarla övünüyorlar ya!.. Çalışanlar fırınların önünde sıcaktı, soğuktu şıp zatürree oluyor arkasından vereme kolaylıkla yakalanıyorlardı. İşte Davos'un kuru ve temiz havası (1550 metre) ciğer hastalıklarına iyi geliyordu. Ancak akıllı İsviçreliler Davos'ta dünya çapında hastalık endüstrisi kurmuşlardı... En lüks sanatoryumlar, kurhauslar oradaydı. Doktorlar en iyi tedavi yöntemlerini orada araştırıyorlardı. Hele dünya savaşlarından sonra böyle yerlere çok ihtiyacı vardı insanların. Mesela, ünlü romancı Thomas Man, Sihirli Dağ romanını orada Wald Sanatoryumu'nda yazmıştı... Yine ünlü romancı Yakup Kadri Karaosmanoğlu yaklaşık 3 yıl kalmıştı Davos'ta ve bir büyük operasyon geçirmişti, galiba Cumhuriyet'in kurulmasından yıllar önce...
Yakup Kadri Bey'in Ankara'da evinde sohbetlerini dinlediğimiz gecelerin birinde üstat gülerek:
- Yıllar sonra kim bilebilirdi ki İsviçre'ye Büyükelçi olacağımı, demişti.
Krallar, prensler, prensesler, kontesler, baronesler pek boldu Davos'ta... Karlı kış geceleri herkes kaynaşırdı birbiriyle... Sanatoryumlar, kurhauslar, oteller hepsi gece kulüplerine, dansinglere boşalırdı. Hasta akciğerler sigara, puro dumanları alkolden göz gözü görmezdi. Vur patlasın çal oynasın bu hayat böyle geçer... Nasıl olsa öleceğiz felsefesi!.. İyileşmek, normal hayata dönmek istemeyen hastalarla doluydu Davos!..
Yıllar sonra Davos'a gittiğimde bir de baktım sanatoryumlar, kurhauslar hepsi lüks oteller haline dönüşmüş...