05 Şubat 2001 Pazartesi




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Tül perde gerisinden bakış

     LONDRA

     Courtauld’u gezmeye devam ediyoruz. Degas’ın 1872’de yaptığı "Penceredeki Kadın"ı geçtikten sonra Renoir’ın ünlü eseri "Loca"nın (1874) karşısında buluyorsunuz kendinizi. Öylesine muhteşem ki bakmaya doyamıyor insan. Ağabeyi Edmund ve model Nini artiste bu resim için poz vermiş. Bir opera locasında oturan çift ayrı uğraşlarda. Erkek dürbünü ile başka bir locayı seyrediyor. Şık giyimli genç ve güzel kadın masum bakışlarıyla sanki beni seyretmeyi tercih ediyor. Empresyonizmin en güzel örneklerinden biri olan bu tabloda yüzler somut ve detaylı. Giysiler empresyonist anlayışı yansıtıyor. Kadının göğsündeki pembe, beyaz ve yeşil çiçekler fırça darbeleri ile gerçeğin bir üst boyutuna çıkartılmış sanki. Empresyonistlerin de yapmak istedikleri bu idi zaten. Gerçek dünyayı yansıtmak ama gerçeğin artistin gözüne yansıdığı biçimi ile. Renkler palette değil tuvalde yan yana getirilip adeta bir "tül perde gerisinden bakış" sağlanmalıydı.
     Renoir’ın bir süre beraber çalıştığı arkadaşı Monet’nin "Argenteuil’de "Sonbahar"ı buna güzel bir örnek. Seine Nehri kıyılarının güzelliği, gruplanmış sarı, kavuniçi, turuncu gibi ılık güz renklerinin, hafif darbelerle tuval üzerinden fırçanın sapı ile kazınması sonucu elde edilmiş. Keza durgun suların puslu sonbahar güneşi altında hafif kıpırdanışları fırça darbelerinin iğne oyası yapmasına benzetilebilir.
     Manet’in "Seine Nehri Kıyıları" (1874) ve "FolieBergere’de Bir Bar" (1881), Pissarro’nun "Rouen’de Liman" (1883) hep bu tekniğin güzel örnekleri. Empresyonizmin 19. yy. sonlarına doğru değişmesi ile akımın öncülerinden Renoir bile son resimlerinden biri olan "Ayakkabılarını Bağlayan Kadınöda insan vücudunu basit çizgilerle ana formuna sadık kalarak resmetmiş. George Seurat 1886’da yaptığı "Courbevoie’deki Köprü"de kendi geliştirdiği "puantilizm" tekniğini kullanıyor. Resimde fırça darbeleri değil noktalar var. Noktalar ışık ve renk oyunlarının yansıtılmasında ressama daha kontrollü bir araç sağlıyor. Köprü altından geçen kayık ve mavnalar, kenarındaki yeşil bitki örtüsü ve sahilinde suları seyreden üç insan figürü eşliğinde, Paris’in bu banliyösünde zamansızlığın bir simgesi gibi. Uzaklardaki dumanlı fabrika bacası ise endüstrileşme komplosuna meydan okuyor.
     Renoir’la Monet’nin arkadaşlığının aksine Vincent Van Gogh ile Paul Gauguin’in fırtınalı ilişkileri 1889’da aralarındaki kavganın ardından Van Gogh’un kulağını kesmesi ile sona erer. Bandajı ile resmettiği kendi portresinde gözlerinde görülen derin acı ve kızgınlık o kadar belirgin ki, insan bir an için ürküyor. Bu resmi yaptıktan bir süre sonra bir akıl hastanesinde intihar etmiş. Gauguin’in hayatı da onunki kadar renklidir. Geç empresyonizmi çabuk atlatır ve 1889’da yaptığı "Saman Kümeleri" ile kendine özgü stilini bulur. Renk ve biçim kullanımını basitleştirir. Tahiti’ye yerleştikten sonra etnik konulu resimlerinde yansıttığı basitlik anlayışı ile tarzını geliştirir. Paul Cezanne’ın "İskambil Oyuncuları", "Pipolu Adam", "Çiçekli Vazo" ve paradokslarla dolu "Naturmort ve Alçı Heykel" (1894) adlı eserler, geç empresyonizmin 20. yy. modernizmine doğru artık emeklemeye başladığı öncü kuvvetleri. "Naturmortötaki yeşil elmanın, etrafındaki diğer nesnelerden kıyasla büyük olması, zeminin yükseliyor hissi vermesi dikkati çekiyor. Cezanne’in kendisinden sonra gelecek Picasso ve Braque gibi modern ressamlara öncülük edecek son dönem resimlerinden "Kıvrılan Yol", onun soyutluk arayışıdır. Mavi ve yeşil tarlaların ardında görülen köy manzarası, ön planda sadece ima edilen dar yolun, bazıları boyanmış bazıları boyanmamış tarlalar arasında kaybolması ile kısırlaştırılmış.
     Son odaya girdiğimizde Vanessa Bell, Roger Fry, Frederick Etchells, Duncan Grant gibi 20 yy. İngiliz artistlerinin başta Cezanne olmak üzere geç ve ikinci geç empresyonizmden nasıl etkilendiklerini ortaya koyuyor. 1916’da tamamlanan "Sohbet" (Roger Fry) ardında çiçekli bir bahçenin görüldüğü ve perdeleri yarı kapalı bir pencerenin önünde üç kadının konuşmalarını yansıtıyor. Başların ve vücutların yakın aranjmanı konuya dramatik bir gizlilik kazandırmış. Artık fırça darbeleri yok ve empresyonizmde mecbur olmadıkça kullanılmayan siyah ve diğer koyu renkler revaçta.
     Sergide, 1976’da ölen ünlü İngiliz ressam L.S.Lowry’den bir-iki yapıtın olmaması bayağı üzdü beni. Kalabalık İngiliz şehirlerindeki endüstrileşmenin, çalışan sınıfın yalnızlığını anlatan "kibrit insanlı" resimleri hep etkilemiştir beni.
     


 PAZAR


Karl Marx yine ‘in’ mi oldu?
KİM NE OKUYOR?..
‘İstenmeyen adamım’
‘Pis moruk’tan şiirler...
VİTRİN
‘İstanbul, benim anılarım’
Pabuç Asya’ya atıldı
Hırlısı yok hırsızı çok
‘Postmoderen Türkiye’
‘Kadın müşterilerimle yatarım’

The Right Stuff
Güzel kadınlar da mutsuzdur!
Müzik dinlesinler ki edebiyat konuşalım
Napoli’nin melodileri, yeryüzünün sesleri
O’nun sesiyle dönüyor dünya
Leonardo’nun şefi Selahattin Erdem
Dişi bekçi köpekleri ya da yeni feministler
Tül perde gerisinden bakış
Nazım Hikmet tartışması
F.Ö. / F.S. (Fatih’ten önce... Fatih’ten sonra)
"Salaklık Üstüne Deneme"
Elleriyle düşünen kadın


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet