05 Şubat 2001 Pazartesi




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




"Salaklık Üstüne Deneme"

     1950’leri "şiirimizin altın yılları" olarak nitelemiştim geçenlerde. (Doğan Hızlan’la Feridun Metin Aksan’ın da benim gibi düşündüklerini öğrenince, ne yalan söyleyeyim, keyiflendim.) O dönem galiba öykücülüğümüzün de altın yıllarıydı. Sait Faik’lerin, Orhan Kemal’lerin, Haldun Taner’lerin doludizgin gittiği yıllar. Yaşar Kemal’in "Pis Hikâye"yle belirmesi... Muzaffer Hacıhasanoğlu’nun, Sabahattin Kudret Aksal’ın alçakgönüllü öyküleri...
     Ve "Haney Yaşamalı". 1955’te Yenilik Yayınları arasında çıkan bu kitabı uzun süre elimden bırakamamıştım. Şimdi bile en sevdiğim öykü kitaplarını sorsalar, "Haney Yaşamalı"yı başlarda sayarım.
     Tahsin Yücel, o kitaptan sonra "benim yazarlarımödan biri oldu. Listemden de hiç silinmedi.
     ***
     Yücel’in denemelerini de hep ilgiyle okumuşumdur. Yeni kitabı "Salaklık Üstüne Deneme"yi aldığımda, içindeki tüm yazıların salaklık üstüne olduğunu sanıyordum. Oysa sonuncu yazının başlığıymış bu. Öteki yazılarda, kitabın arka kapağında belirtildiği gibi, "yaşamın içinde geziniliyor". Dilden düşünce özgürlüğüne, politikaya, sanatçı kavramına kadar birçok konuya değiniliyor. (Ama hepsinde, kimilerinde açıkça, kimilerinde belli belirsiz, "salaklık" örnekleri verildiğini görebiliyorsunuz.)
     Kitapta en ilgimi çeken yazılardan biri "Soyutlama" oldu. "Düşünce"ye karşı çıkmak ile "karalama"ya karşı çıkmak arasındaki ayrım, somut örneklerle ne güzel belirtilmiş:
     "Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkı uyutmak için ortaya çıkardığı Batı öykücüleri olarak gösterilebiliyor, siz üç ozanımızın üçünün de yazınımızın yüzünü ağartan yapıtlarından, toplumumuzun yüzünü ağartan öncü aydın tutumlarından söz etmeye kalktığınız zaman da yüz kızartıcı bir karalamanın değil, düşüncenin karşısına dikilmiş oluyorsunuz. Örneğin bilimsel düzeyinden kimsenin kuşku duymak istemediği bir yazar romanın sanayi toplumlarına özgü bir tür olduğunu, kentleşmemiş toplumlarda kolay kolay gelişemeyeceğini kesinledi mi roman üstüne düşünce geliştirmiş oluyor, sonra siz gerçek tarihsel koşullardan, bu arada, daha sanayileşmeden çok uzak, bir toplumun dev romancılarından: Gogol’den, Puşkin’den, Dostoyevski’den, Turgenyev’den, Gonçarov’dan söz etmeye kalktığınız zaman, eytişimsel düşünceye karşı çıkmakla suçlanıyorsunuz."
     Denemelerde, yukarıdaki alıntıda olduğu gibi, her somut örneklerle, gündelik yaşamımıza girmiş adlarla (Tarkan’larla, İbrahim Tatlıses’lerle, Sezen Aksu’larla, Tansu Çiller’lerle, Bülent Ecevit’lerle) karşılaşıyorsunuz. Bu, ele alınan konuyu sadece renklendirmeye değil, onu daha iyi kavramaya yardımcı oluyor.
     "Salaklık Üstüne Deneme", okuyup bitirdikten sonra kitaplığa kaldıracağım değil, zaman zaman açıp karıştırmak isteyeceğim bir kitap.
     
     BİR DAKİKA ARA
     "Salaklık Üstüne Deneme"de başka yazarlardan kısa alıntılar var. Sözgelimi, Oscar Wilde’dan bir cümle: "Kaba gücü bir noktaya dek anlarım, ancak kaba mantığa katlanılamaz."
     Fırsat bu fırsat... Bazı ünlülerin bir kenara not ettiğim, sanatla, edebiyatla ilgili sözlerinden örnekler vereyim:
     Woody Allen: "Aydınlar mafya gibidir; sadece kendilerinden olanları öldürürler."
     Yine Woody Allen: "Ölümsüzlüğe yapıtlarımla ulaşmak istemiyorum, ölmeyerek ulaşmak istiyorum."
     George Bernard Shaw: "Suikast, sansürün en uç biçimidir."
     J.P. Donleavy: "Yazarlık, insanın en kötü anlarını paraya çevirmektir."
     Robert Graves: "Şiirde nasıl para yoksa, parada da şiir yoktur."
     Luis Bunuel: "Sanatçının her toplumda sorumluluğu vardır. Etkisi elbette sınırlıdır, bir ressam, bir yazar dünyayı değiştiremez. Ama uyumsuzluğu diri tutabilir. Böylece, güçlüler, kendilerini herkesin desteklediğini ileri süremezler. Bu küçük ayrım çok önemlidir."
     Christopher Hampton: "Bir yazara eleştirmenler konusunda ne düşündüğünü sormak, bir sokak fenerine köpekler konusunda ne düşündüğünü sormaya benzer."
     Son olarak, Geoffrey Cotterelli’nin bir sözünü bize uyarlayayım: "Amerika’da sadece başarılı yazarlar önemlidir, Fransa’da bütün yazarlar önemlidir, İngiltere’de hiçbir yazar önemli değildir, Türkiye’de ise önce yazarın ne olduğunu anlatmanız gerek."
     


 PAZAR


Karl Marx yine ‘in’ mi oldu?
KİM NE OKUYOR?..
‘İstenmeyen adamım’
‘Pis moruk’tan şiirler...
VİTRİN
‘İstanbul, benim anılarım’
Pabuç Asya’ya atıldı
Hırlısı yok hırsızı çok
‘Postmoderen Türkiye’
‘Kadın müşterilerimle yatarım’

The Right Stuff
Güzel kadınlar da mutsuzdur!
Müzik dinlesinler ki edebiyat konuşalım
Napoli’nin melodileri, yeryüzünün sesleri
O’nun sesiyle dönüyor dünya
Leonardo’nun şefi Selahattin Erdem
Dişi bekçi köpekleri ya da yeni feministler
Tül perde gerisinden bakış
Nazım Hikmet tartışması
F.Ö. / F.S. (Fatih’ten önce... Fatih’ten sonra)
"Salaklık Üstüne Deneme"
Elleriyle düşünen kadın


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet