05 Şubat 2001 Pazartesi




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Elleriyle düşünen kadın

     WASHINGTON

     Ne zamandır içimde ukte, size Maya Lin’i anlatmalıyım.
     Bu sütunda Washington’un yaşanmamış bir tarihe özenti anıtlarını yazdığımdan beri, Maya’nın serçe parmak boyundaki hayaletiyle geziyorum omzumda.
     Paris’e dikecekleri soykırım anıtıyla ilgili haberleri mi okuyorum, hemen ufak Maya zıplıyor: "Yazmalıydın. Vietnam Şehitleri Anıtı’nı anlatmalıydın."
     Potomac Nehri kıyısında soğuğa inat bir akşam yürüyüşü mü yapıyorum, uzaktan Lincoln Anıtı’nı görmeyeyim, Maya yine omuzumda kıpır kıpır: "Haydi üşenme, parka doğru kıvrıl. Siyah granit duvarlar boyunca git. Tanımadığın binlerce isme bir kez daha dokun. Sonra da belki, yazarsın artık."
     Yazayım da nasıl? Vietnam Anıtı’nı anlatmak zor. Maya gibi bir kadını anlatmak da cabası.
     Bocaladığımı seziyor bizimki ve bir anda, omuzumdan atlayıp karşıma geçiyor. O "vicdanımın Maya’sı" değil artık; ufak tefek de olsa, kanlı canlı; serçe edalı da olsa belli ki kuvvetli, gerçek bir kadın. Siyah saçlarını at kuyruğu yapmış, önüne düşen perçemleri kaşlarını kapatıyor, gözleri çekik ama kahverengi yuvarlakları fıldır fıldır.
     "Bir heykeli, bir anıtı, bir yapıyı anlatmak zordur" diyor. "Ama inan bana, bizzat görmek, dokunmak dışındaki en iyi tarif yoludur. Mimari çizimden de, fotoğraftan da güçlüdür kelimeler."
     Şaşırıyorum; ben ki hayatımıza en müdahil sanat olan mimariye böylesine meraklıyken çizimleri okuma konusunda da bu denli cahil olduğuma hayıflanıp dururum yıllardır. "Nasıl yani?"
     "Ben garip bir mimarım galiba. Üç boyutlu bir fikri yazabiliyorum da, kağıt üstüne mahkum bir resim tatmin etmiyor beni. Maket yapmak başka tabii, o zaman, ellerimle düşünüyorum. Belki de annemin şair, babamın seramikçi olmasından. Kelimelere, objelere tutkunum."
     Washington’un bence tek etkileyici anıtı olan Vietnam’ı yapışının öyküsünü anlatsın istiyorum. ABD çapındaki proje yarışmasını henüz Yale’den mezun olmamış diplomasız bir mimarken, sıradışı bir tasarımla kazanmasını. "Yanlış savaşın doğru anıtı" yapılırken ve sonrasında, "Bu duvarlar da ne böyle" diye karşı çıkanlar hakkında ne düşündüğünü. "Biz anıtın bu biçiminden anlarız" deyip, duvarların ötesine "bir beyaz, bir siyah erkek, sonradan bir de kadın asker" heykeli diktirtecek kadar köşeli kafalara kızıp kızmadığını.
     "Kızdım," diyor, "ama benimki gibi radikal bir projenin seçilip yapılması mucizeydi zaten."
     "Washington’u değiştiren, yolu bu kente düşenlerin aklında ve yüreğinde yer eden bir mucize."
     Gülümsüyor bu sözlerime.
     "Sanılanın aksine, politik bir anıt tasarlamadım ben, ya da belki apolitik kalmayı seçerek politik bir tavır aldım. İstedim ki, savaşla ilgili tartışmanın tarafı olmasın bu anıt. Onu aşsın ve savaşın sonucuyla yüzleşmemize, şehitleri anmamıza hizmet etsin. İnsanların gelip düşüneceği bir yer istedim, ama ne düşüneceklerini dikte etmek değildi işim."
     Maya önde, ben arkada yürüyoruz. Karşımızda Vietnam Şehitleri Anıtı. Topraktan fışkırıp yine toprağa gömülen siyah duvarlar. Vietnam’da ilk Amerikan askerinin öldüğü 1959’da başlayıp son cesedin döndüğü 1975’te biten, granite kazınmış tam 57 bin isim. Ölümü kanıtlananların yanında bir karo işareti, kayıpların karşısında bir haç. Kayıplardan cesedi bulunan olursa, haç üzerine karo basılacak. Çeyrek yüzyıl sonra, sağ dönerse bir eski asker, haçın çevresine çember çizilecek.
     


 PAZAR


Karl Marx yine ‘in’ mi oldu?
KİM NE OKUYOR?..
‘İstenmeyen adamım’
‘Pis moruk’tan şiirler...
VİTRİN
‘İstanbul, benim anılarım’
Pabuç Asya’ya atıldı
Hırlısı yok hırsızı çok
‘Postmoderen Türkiye’
‘Kadın müşterilerimle yatarım’

The Right Stuff
Güzel kadınlar da mutsuzdur!
Müzik dinlesinler ki edebiyat konuşalım
Napoli’nin melodileri, yeryüzünün sesleri
O’nun sesiyle dönüyor dünya
Leonardo’nun şefi Selahattin Erdem
Dişi bekçi köpekleri ya da yeni feministler
Tül perde gerisinden bakış
Nazım Hikmet tartışması
F.Ö. / F.S. (Fatih’ten önce... Fatih’ten sonra)
"Salaklık Üstüne Deneme"
Elleriyle düşünen kadın


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet