Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’na gönderdiği bir yazıyla, mahkemelerin ifade özgürlüğü alanında verdiği kararların neredeyse tamamının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulunduğunu, bu nedenle de devletin yüksek tazminat ödemek zorunda kaldığını belirtti.
İfade özgürlüğü davalarında AİHM kriterlerinin kullanılmasının iyi olacağına dikkat çekti. Yargıtay, Dışişleri’ni, "Önerilerinizi yargıya değil, TBMM’ye yapın" şeklinde yanıtladı. Dışişleri yargıya müdahale etti mi, etmedi mi? İşte uzman görüşleri:
Prof. Dr. Aslan Gündüz - Marmara Üniversitesi
Dışişleri doğru bir iş yapmıştır
Dışişleri Bakanlığı gecikmiş fakat doğru bir iş yapmıştır. Ancak yazının üslubu tartışılabilir. Yargının tavrı ise kendi içinde çelişkili ve sorumluluğunu yeterince dikkate almayan bir görüntü vermektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bugün insan hakları alanında bir çeşit Avrupa Anayasası haline gelmiştir. Avrupa Konseyi, demokrasinin kabesi ise; Sözleşme de kalbidir. Türkiye, Sözleşme’ye 1954’ten beri taraftır. Bir kısım hukukçuların söylediğinin aksine, Türkiye bedelini ödeyerek Sözleşme’yi ihlal etme hakkında sahip değildir. DGM’lerin verdiği kararlar ve Yargıtay’ın ilgili dairesinin onayladığı birçok karar, AİHM’de açılan davalar sonucunda Sözleşme’ye aykırı bulunmuştur. Artık iyice anlaşılmıştır ki, mahkemelerimizin ifade özgürlüğü alanında karar verirken kullandığı ölçütler, AİHM’nin ölçütleriyle ters düşmektedir.
Türkiye’nin tazminat vermesi yetmiyor. İhlali durdurmak için tekrarını da önlemesi gerekiyor. Bu durumda, ya TBMM yeni yasal düzenlemeler yapar; ya da mahkemelerimiz kararlarında AİHM’nin içtihatlarını uygulayarak, iki sistem arasındaki farklılığı ortadan kaldırır.
Yargı, Dışişlerine verdiği tepkide, birinci yolu işaret ediyor. "Muhatap değilim" diyor. Ancak, yargının tutumu kendi içinde çelişkilidir ve doğru değildir. Çünkü Yargıtay’ın kendisi kimi davalarda, aksini öngören açık kanun hükümlerine rağmen, Sözleşme hükümlerini uygulamaktan kaçınmamıştır. Nitekim Danıştay da, Anayasa Mahkemesi de (örneğin Barış Partisi davasında) açıkça Sözleşme’yi ölçü olarak uygulamakta bir sakınca görmedi.
Mahkemelerimizin kararları bir bir Sözleşme’ye aykırı bulunuyor. Yargı, prestij kaybediyor. Maliye para ödüyor. TBMM bunu seyretmekle yetiniyor. Yargı da, sanki Sözleşme Türk hukukunun bir parçası değilmiş gibi davranıyor. Dışişleri de bu tabloda yardım istiyor. Bunu anlamak lazım.
Prof. Dr. Ülkü Azrak - Maltepe Üniversitesi
Yargıya talimat verilemez
Bakanlığın, idari makamların, siyasi iktidarın yargı organlarına tavsiye niteliğinde bile olsa bu şekilde müdahale etmeleri alışılmış birşey değil. Yargı mensupları bu gibi şeyler karşısında çok duyarlı davranabilirler. Ne yapacak Adalet Bakanlığı, hakimlere tek tek genelge mi yayınlayacak? Yargıtay Başkanlığı’na yazı yazıp da, "Bu davalar sizin önünüze geldiği zaman temyiz yoluyla bunları bozun" mu diyecek? Böyle talimat vermek uygun birşey değil.
Bence iktidar herşeyden önce ceza kanununda yapılacak değişiklikler için hazırlanan taslağı, tasarı halinde TBMM’ye sunmalıdır. O aşamaya geldiğini sanmıyorum. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in başkanlığında hazırlanan taslakta düşünce suçuna pek yer verilmedi. O tasarıda hem ceza, hem de CMUK’ta, AİHM’nin içtihatları doğrultusunda bazı değişiklikler yapılması öngörüldü.
Siyasi iktidar ancak kanunlar yoluyla yargıya etki yapabilir. Kanunlar da Anayasaya aykırı olmamalıdır. Yoksa idari yoldan yargıya tavsiyede bulunmak, hakimlere, "şöyle yapmayın, böyle yapın, müsamahakar davranın" demek uygun değil. Hukuk devleti prensiplerine pek de saygılı olmayan ülkelerde olur böyle şeyler.
Bence Adalet Bakanı mahkemelere bu yazıyı göndermeyecektir. Dışişleri Bakanımızın da hukuk bilgisi vardır. Nasıl böyle bir şey istediğini anlamıyorum. Mahkemeler tavsiyeye uymazsa ne olacak? Yargı organların idari bakımdan bağlı olduğu bir bakanlık, eğer böyle tavsiye kararları çıkarıp da mahkemelere gönderirse, bu talimat gibi görülür. Bakanlık yaparsa müdahaleye dönüşebilir. Bu da yargı mensuplarını huzursuz eder.
Söylenen şeyler içeriği bakımından ne kadar da doğru olsa, bakanlık tavsiye niteliğinde bile mahkemelere böyle bir talimat gönderemez.