MARMARA İlahiyat Fakültesi "çağdaşlık" adına harem - selamlık uygulaması başlatmış! Hiçbir ciddi bilimsel referansta imzası bulunmayan dar kafalı yöneticilere uygun bir akıl dışılık!
Buna göre, kızlar başlarını açarak ayrı kapıdan, erkeklere görünmeden, okula ve sınavlara girecekler!..
Yani harem - selamlık! Yönetim de "sorunu çözdüm" diyerek, göze girecek! Ama, türbanlı kızlar buna karşı: - Bu cinsiyet ayırımcılığıdır!.. Özgürlüklerin bu kadar kısıtlanacağını düşünmüyordum... 20 yaşındayım, bu yaşadıklarım bana çok ağır geliyor... Kızlar, daha küçük yaştaki öğrencilerin okuduğu imam hatipte bile karma eğitim uygulanırken fakültede laiklik uğruna harem - selamlık uygulaması yapılmasını eleştiriyor! (Radikal, 6 Şubat 2001)
* * * MGK sosyal, toplumsal sorunlara sosyal bilimler açısından değil, "iç düşman" gözlüğüyle bakıyor; anladık! Peki ya YÖK?.. Türban konusunda tek sosyolojik araştırma yaptırmıyor!
Anayasa Mahkemesi'nin kararında da, sosyolojik açıdan eğitimin nasıl bir sosyalleşme işlevi gördüğü dikkate alınmamış; hukuki açıdan ise, eğitim hakkı göz ardı edilmişti.
Halbuki, işte İran: Herkes Humeyni ilkeleriyle eğitiliyor, üniversitelerde Humeyni doktrinleri 'aşılanıyor'! Ama buna rağmen, demokratik isteklere öğrenciler öncülük ediyor?
Çünkü, eğitimde alınan "bilgi" başlı başına "dönüştürücü" bir faktördür, bu bir... İkincisi, türbanlı da olsa, üniversitede okumak, evden, mahalleden, kapalı çevrelerden bu şekilde dışarıya çıkıp kamusal alana katılmak kişinin sosyalleşmesini sağlar. Bu, özgürleştirici, bireyselliği geliştirici yönde çok güçlü bir toplumsal modernleşme etkendir.
Din sosyolojisi böyle diyor: İşte Weber, Eisenstadt, Nilüfer Göle, Elisabeth Özdalga...
* * * ERTUĞRUL Özkök, türban yasağının artık kalkmasını savunan yazısında, ziyaretine gelen ilahiyatlı kızların söylediklerini aktarıyordu: "İlk zamanlarda erkek arkadaşlarımızla çok mesafeli duruyorduk. Şimdi kantinde ve dışarıda bir araya geliyoruz. Her türlü meseleyi özgürce tartışıyoruz. Müzik gruplarımız var, çeşitli kulüplerde faaliyetlerde bulunuyoruz." (Hürriyet, 27 Ocak 2001)
CNN TÜRK'teki programımda Prof. Mehmet Aydın da aynı şeyi anlatmıştı. Sosyologlar da bunu yazıyor. Bu tablo, türbanlı kızlarımızın üniversitede kazandıkları sosyalleşmeyi, özgürleşmeyi göstermektedir. Ama dar kafalı yöneticiler, hem de çağdaşlık adına, bu süreci engelliyorlar!
Türbanlı bir aydın ve düşünür olan Bayan Cihan Aktaş'ın uzun yazısından özeleştirel birkaç satır: "Dindarlara üstad, şeyh ya da başka bir unvanla kul muamelesi yapılması yozlaşma değil midir?.. Kadının, örtülü bile olsa, görüntüsü, sesi, hatta bir gazete ya da düğün davetiyesinde isminin çıkması bir fesat sayılmıyor muydu?.." Sayın Aktaş, "İslamcılığın geçmişten devraldığı despotik ve hiyerarşik nitelikler"e karşı artık "yatay, demokratik, eşitlikçi, özgürleşmeci" bir dindarlığı savunuyor. (Gerçek Hayat dergisi, 26 Ocak 2001, sf. 19)
Kökleri derin olan bu "despotik ve hiyerarşik geçmiş"in bugünkü "resmi" versiyonu, türban yasağı ile, muhafakazar kızların sosyalleşmesini, özgürleşmesini engelliyor!
Türbanlı Cihan Aktaş okumasaydı kim yazacaktı bu satırları; söyler misin yasakçı devletlu beyler!
Sayın Sezer'in, Ecevit'in, Bahçeli'nin, Yılmaz'ın vicdanına ve akılcılığına sunulur!