İsrail seçimlerinde sürpriz yok! Başbakanlığı, sandıkta Barak'ı açık arayla, dün geceki ilk sonuçlara göre yüzde 19 farkla yenen Şaron kazandı. Ve Doğu Kudüs'teki American Colony Otel'de kulağıma çalınan ilk yorum: "Şaron geldi, ortalık karışacak!"
Ve bir Filistinli, kulağıma eğilip: "Haydi bakalım, hoşgeldi Şaron!" derken alaylı bir sesle, geleceği varsa göreceği de var havasındaydı.
İstanbul'dan dün sabah uçağıyla Ben Burion Havalimanı'na indim. Taksi şoförünün eşi İstanbul'dan, ailesi Büyükada'da yaşıyormuş... İsrail'de başbakanlık seçimlerinin sakin geçtiğini söylüyor.
"Kime oy verdin? Şaron mu, Barak mı?" "Barak..."
"Niye? Çoğunluk Şaron diyor."
"Olsun. Barak'a verdim, çünkü yarım bıraktığı barış işini bitirsin diye... Cesur davrandı, Kudüs'ü bile konuştu."
"Peki ama neden nal topluyor?"
"Kötü bir müzakereci çıktı. Şiddet, İntifada devam ederken masadan kalkmadı. Sonra her şeyi bir defada vermeye kalktı. Barak iyi askerdi ama iyi politikacı olamadı. İsrailli Arapları da kızdırdı, bu kez oylarını alamadı."
"Barak daha bir buçuk yıl önce oyların yüzde 56'sını almıştı. Oysa, şimdiki seçim araştırmalarında yüzde 30'lara kadar indi. İntifada, Filistinlilerin ayaklanması İsraillileri bu kadar korkuttu mu?"
"Filistinlilerden niye korkalım ki? Tankları, topları, uçakları mı var? Onlarla yaşamaya mecburuz. Onun için de barışı masada yapacağız."
"Şaron, barışı yapabilir mi?"
"Barak'tan daha iyi yapabilir."
"Nasıl olacak bu? Şaron, Filistinliler arasında, Arap dünyasında en çok nefret edilen, en az güvenilen İsrailli politikacı değil mi? Barış sürecini geçen yıl 28 Eylül'de Haram el Şerif'i ziyaret ederek dinamitleyen de Şaron değil mi?"
"Öyle ama aynı zamanda güçlü bir siyasetçi. Barak'ın verdikleri de orta yerde. Bunları da heybesine koyup, masaya daha güçlü oturabilir. Sonra unutmayın, Menahem Begin de Şaron gibi Likud Partisi'nin başındaydı, Enver Sedat'la, yani Mısır'la 1978'de barış anlaşmasını yaptığı zaman. Ona da terörist diyorlardı. Ama barışı yapabildi."
Soru bu noktada düğümleniyor: Şaron da barış yapabilir mi? Başbakan ve İşçi Partisi lideri Ehud Barak'ın seçim kampanyasındaki sloganı ilginçti: Barak ya da savaş! Bir başka deyişle:
Şaron savaş anlamına mı geliyor?
Muhafazakar ya da sağcı Likud Partisi'nin Genel Başkanı Ariel Şaron'un şöhreti malum: Buldozer, Lübnan kasabı... 1982 yılında İsrail ordusu Lübnan'ı işgal ederken, Savunma Bakanlığı koltuğundaydı Şaron. 1967 ve 1973 savaşlarında çok önemli askeri başarılara imza atmış bir generaldi.
Barak gibi Şaron'un da göğsündeki madalya sayısı kabarıktı. Lübnan işgali sırasında ise Sabra ve Şatila göçmen kamplarındaki Filistinli göçmenlerin Falanjistler tarafından katledilmesine yeşil ışığı yakan da Şaron olmuştu.
1982'de Filistin Kurtuluş Örgütü FKÖ ile birlikte Yaser Arafat'ı Lübnan'dan sürüp çıkartan Şaron'du.
Kısacası: Ariel Şaron, Filistin saflarında tüyleri diken diken eden, yalnızca nefret yaratan bir isim... O yüzden seçim kampanyası boyunca Yaser Arafat her fırsatta sesini yükseltti: "Şaron demek felaket demektir!" Şimdi bu çerçevede kıyamet senaryosu yazanlara rastlanıyor, trajedi ve kana hiç doymamış bu topraklarda.
Deniyor ki:
Likud lideri Ariel Şaron'un Başbakanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte, Filistin saflarında şiddet ve terör için, intihar eylemleri için düğmeye basılır. Radikal İslamcı örgütler Hamas ve İslami Cihat harekete geçer. Şaron geri basmaz, şöhretine uygun şekilde acımasızca karşılık verir. Şiddet şiddeti doğurur! Bunun nerede duracağı belli olmaz, hatta bölgesel savaş bile gündeme gelebilir.
Elbette bu kıyamet senaryosuna itibar etmeyenler de var Kudüs'te.
Diyorlar ki: "Şaron, Barak'tan farklı. Şiddet ve terör devam ederken masaya kesinkes oturmayacağını hep söyledi. Bu tutumunu değiştirmeyeceğini Filistinliler de bilir. O yüzden frene basılır ve bir süre sonra masaya yeniden oturulabilir." Buna bir senaryo daha ekleniyor. Kısa süreli bir şiddet tırmanışıyla Şaron denenebilir, böyle bir geçiş döneminden sonra makul çizgiye gelir taraflar diyen de var.
Senaryoların sonu yok.
Şaron'un nasıl bir hükümet kuracağına göre de değişik hesaplar yapılıyor. Likud liderinin kafasından Ehut Barak'ın Savunma Bakanı, Şimon Perez'in Dışişleri Bakanı olacakları bir milli birlik hükümeti kurmak da geçiyor.
Eğer bunu başaramazsa, o zaman İsrail'in en geç yıl sonunda bir erken seçime gidebileceği ve Likud liderlerinden Netanyahu'nun da Şaron'u o zaman yerinden oynatabileceğini belirtenler de yok değil.
Geleceği konuşmak...
Şaron ise farklı bir havada: "Herkes geçmişten konuşuyor. Ben ise gelecekten konuşalım diyorum." Yani Ariel Şaron, "Ben artık savaş değil, barış reçetesiyim" demeye getiriyor.
İnandırıcı olması kolay değil.
Ama buna karşılık Şaron'un değiştiğini, eskisi gibi şahin olmadığını, yılların ve karısının ölümünün onu yumuşattığını, hele bir de İşçi Partisi'nin içinde yer alacağı geniş tabanlı bir milli birlik hükümeti kurabilirse, daha kolay barış yapabileceğini savunanların sesleri kulağa çalınıyor.
Hangisi?.. Barış da zor, savaş da! Yahudiler Arafat'a hiç güvenmiyor; Filistinliler de Şaron'dan tek kelimeyle nefret ediyorlar.
Ne olacak İsrail'de, Filistin'de? Bir süre için buralarda Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiren bu sorunun karşılığını arayacağım.