Anadolu solu kavramıyla "önce insan" düşüncesini 13'üncü yüzyıla Şeyh Edebali'ye götüren Deniz Baykal, CHP'deki "kadro" harekatıyla Mevlana'ya uzanıyor: "Biz açılmak, genişlemek, Türkiye'yi kucaklamak istiyoruz. Biz laik, demokratik cumhuriyete inanan, sosyal adaleti benimseyen Türkiye'nin bağımsızlığına inanan tüm vatandaşlarımızı CHP'ye çağırıyoruz. Dürüstsen gel... CHP'nin ilke ve değerleri ortadadır. Biz Atatürk'ün partisiyiz." CHP'de "kıyamet" genellikle kurultaylar sırasında kopar; bu defa "Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu" adıyla oluşturulan "yeni vitrin" kavgaya yol açtı. "Anadolu solu" söylemiyle, Aydın Menderes - İlhan Kesici gibi isimler yan yana getirilince Baykal'ın, "solu toparlamak" yerine CHP'yi "sağa çekerek" oy almayı tasarladığı yönündeki eleştiriler ağırlık kazandı.
Mümtaz Sosyal, soldaki "ortaya kayma" çabasının "küreselleşme politikalarının sosyal erozyonu karşısında yoksul halkı kazanmaya dönük Avrupai bir moda" olduğunu savunurken, DSP'ye seçim kazandıran, CHP'nin ise Meclis dışında kalmasına yol açan "sağla işbirliği" arayışının "yerli sol olma iddiası taşıyan kimlikler üzerinde pek sakil durduğunu" yazdı.
Baykal'a göre, CHP'nin siyaseti topluma açma, birikimleri olan kişilerden yararlanma kararı, Türkiye'nin sorunlarına "profesyonel siyasetçiler" dışında bakış açısı yaratarak, "çözüm bulma" anlayışının ürünü. CHP lideri dünkü basın toplantısında bu iyi niyetli çabaya destek ararken şu çağrıyı yapıyordu: "Biz cennetlik bir partiyiz. Ama ben öte dünyada cennetlik olmak yerine, bu dünyada iktidar olmak istiyorum." Cennetlik partinin bir de "cehennem" tarafı var; Deniz Bey eleştiri okları üzerine o tarafa da gönderme yapıyor. Malum, kaynayan kazandan kurtulmak isteyenleri zebaniler sopayla suya iterlermiş, sadece birinde bu işleme gerek duyulmazmış. "Orada niye görevli yok?" diye itiraz edilince durum anlaşılmış: "O kazanda Türkler var, birbirini çekiştirmekten, itişip kakışmaktan hiçbiri kafasını kaldıramaz." CHP kazanı kaynadıkça, aslan sosyal demokratlar bir türlü cennetlik olamıyor.
Ercan Karakaş, "Sağcı politikalarla sol parti olunmaz" derken, Fikri Sağlar, "CHP devrimci özünden kopuyor, Köy Enstitülerini kapatan Menderes'in oğlunu partiye davet, Kuvayı Milli ruhuna ihanet değil mi?" sözleriyle isyanını dile getiriyordu.
Baykal istediği kadar "Mevlana gibi..." çağrıda bulunsun, parti içi muhalefette bu açılımın mayıs kurultayına dönük bir "tasfiye" olduğu düşüncesi yaygın. Öymen döneminden kalan il başkanlarının zorla istifa ettirildiği, iki binden fazla örgütün görevden alındığı, tüzüğün 13'üncü maddesine göre İstanbul başta üye kayıtları yapıldığı belirtiliyor.
CHP bu gidişle yeniden yol ayrımına yaklaşıyor.
Sol kanat kopabilir; Altan Öymen, Hurşit Güneş, Ertuğrul Günay gibi partiyle bütünleşmiş isimler kalmaktan yana.
Sahi CHP gündeme, parti içi sorunlar dışında "Türkiye kavgası"yla ne zaman gelecek?