Şaron'a bir keresinde sormuşlar. Önceliklerin nedir diye. Tereddüt etmeden şu yanıtı vermiş: "Devlet, asker ve emir..."
Kudüs'e son gidişimde İsrail Barak'ın zaferini kutluyordu. Prestijli bir "think tank" olan Kudüs Kamu Araştırmaları Merkezi'ni yöneten Prof. Daniel Elazar'la ilginç bir görüşmem olmuştu. "Bizdeki siyasi seçimlerin ekseni" demişti Elazar: "Batı ve Ortadoğu siyasi kültürlerinin çatışmasıdır... Batı siyasi kültürü insan ve yurttaşlık hakları ile patronajın minimuma indirgendiği bir liyakat sistemi arayışından geçer. Ortadoğu siyasi kültürü rüşvet ve klientalizmin genel geçer kural olduğu, güçlü liderde ifadesini bulan bir 'baba devlet' özlemidir..."
İsraillilere şaşmamak, onları ayıplamamak lazım. Sabra ve Şatila kasabına nasıl gidip oy verdiler diye... Oylarını düzen ve disiplin yanlısı otoriter "baba devleti" simgeleyen Şaron'a teslim ettiler nihayet. 25 puan gibi devasa bir farkla hem de.
Düşününce tabii gene de tuhaf geliyor insana. İsraillilerin Barak'ı alaşağı etmesinin temel nedeni "güvenlik", "terör" ve son dört ay içinde (360'ı Filistinli) 400 can alan "intifada" oldu. "İntifada"nın oysa yıllar sonra yeniden yeşermesine yol açan şahıs bizatihi Şaron'un kendisi değil miydi? Şaron'un Harem - i Şerif'e yaptığı o münasebetsiz ziyaret değil miydi durup dururken Filistinlileri çileden çıkaran?
Ayrıca bir de şu var: Şaron tutmazsa - ki gözlemciler bu olasılığı çok güçlü buluyor - sağın başına geçecek lider gene muhtemelen Netanyahu olacak. Halbuki çok değil bundan 21 ay önce İsrail halkı - sarpa saran barış sürecinden kaynaklanan düş kırıklıklarının yanı sıra - Netanyahu'dan adının karıştığı rüşvet ve yolsuzluk skandalları nedeniyle kurtulmak istemişti. Netanyahu'nun yolsuzluklarına duyulan isyan, Barak'tan yana kullanılan "protesto oyunda" itici güç olmuştu.
İsrail gene "protesto oyu" verdi. Ve bu kez "protesto oyu" Şaron'a gitti.
İki seçim üst üste planı, projesi, vizyonu olan "bir lider için" değil, "mevcut lideri protesto" için oy kullandı İsrail seçmeni. Şaron'la da olmazsa büyük olasılıkla dönüp dolaşıp "aklanmış bir Netanyahu" seçeneği ile gene karşı karşıya bulacaklar kendilerini.
Prof. Elazar'ın kulakları çınlasın. Ortadoğu siyaset kültürü böyle bir şey işte. Duygusal, tepkisel, belleksiz ve çaresiz...
Başbakanlık seçiminin parlamentoda partiler arası dağılımı değiştirmediğini unutmamak lazım. İsrail siyasetinin çelişkili dengelerini büsbütün ağırlaştıran bir faktör bu.
70'lik Şaron'un ayakta kalabilmesi "milli birlik hükümeti" kurabilmesine bağlı. Aksi halde dinciler ve ultra konservatif yerleşimcilerin elinde tutsak kalacak ve "barış" yönünde tek adım atamayacak. Yapılan kamuoyu oylamaları oysa ki - gene Ortadoğu siyaset kültürünün tipik çelişkilerine bir başka örnek olarak - % 70'in desteğinin barıştan yana olduğunu gösteriyor.
Barış yolunda yürümenin tek şartı hükümete İşçi Partisi'ni dahil etmek. Barak'ın istifasının ardından dağınık bir görünüm sergileyen sol on gün içinde hükümete katılıp katılmayacağını Şaron'a bildirecek. Ancak "istikrar" adına da olsa solun Şaron gibi "nefret"le anılan bir liderle kol kola girmeyi reddetmesi halinde ülke iki ay içinde yeniden sandık başına gidecek. Bizim çok iyi bildiğimiz bir yolla, Netanyahu ile muhtemelen sil baştan ederek...
NOT: Sevgili İslam Çupi'nin kaybı arkasında derin bir boşluk bıraktı. Merhuma Tanrı'dan rahmet, acılı ailesi ve spor camiasına başsağlığı dilerim.