Geçen gün İstiklal Caddesi’nde bir kafede, hesap ödemek için kasanın önünde beklerken çantamın içinden cep telefonum çalındı. Aradan bir hafta geçmedi yine İstiklal Caddesi’nde bu defa da kafede yemek yerken çantamın tamamı çalındı. Bu sadece benim başıma gelen. Günde yüzlerce kişinin başına bu geliyor. Bir yazınızda kapkaççılığın on yıl hapsi gerektirdiğini yazmıştınız. Bu ne cesaret, hırsızlığın bu kadar yaygın olduğu bir semtte hiç önlem olmak düşünülmez mi? Nasıl yaşayacağız? U.G. - İstanbul
Önce bir noktayı açıklayayım. Kapkaççılığın "gasp" haline dönüşmesi için çalanla çalınan arasında bir tartışma yaşanması lazım. Yani çalmanın cebir şiddet tatbik edilerek yapılması lazım. Sizinkilerde, size tatbik edilen cebir, şiddet yok. Dolayısı ile bu on yıllık hapis cezasını gerektiren gasp değil, sizinkiler hırsızlık. İyi, tamam da değişen ne? Hiçbir şey. Gerek İstiklal Caddesi’nde yaygın olarak görülen hırsızlık, gerekse sokaklarda kapkaççılık ve gasp aldı başını gidiyor. Önlenemez mi? Bana sorarsanız önlenemez. Af çıkmadan önce dahi güvenlik güçleri bunlarla başa çıkmakta zorlanıyorlardı, şimdi bunlara afla birlikte taze güç eklendi, yani hırsız kesimi kadro olarak da moral olarak da güçlendi.
Üstelik yakalananın tutuklanmasını engelleyen ünlü CMUK’umuz da var. Yani polis yakalasa bile sizin hırsızı ertesi gün sokakta icra-i sanat etmeye devam ediyor. Şimdi bu şartlarda ben size "önlenir" desem inanacak mısınız? Bakın ne yazık ki, ülkemiz basiretsiz yönetimler nedeni ile suçlu cenneti haline getirildi. Kanun hakimiyeti kalmadı. Suçluları haklı göstermek meziyet olarak kabul ediliyor.
Yani toplumda suçla mücadele konusunda hem maddi, hem de manevi unsur yoksa bunlarla mücadele nasıl olur?
Benim tavsiyem kendi işinizi kendiniz görün, çantanızı omuzunuza çapraz asın, belki bele sarılan çanta daha emniyetli olur. Kafe ve restoranlarda çantanızı sandalye arkasına asmayın, değerli eşyanızı teşhir etmeyin. Ve de ülkeyi bu hale getirenlere oyunuzu vermeyin. Ben daha başka bir şey söylemiyorum. Gerisini siz bulursunuz...