LAİKLİK bizde devlet gücüyle toplumdaki dini kurum ve görüntülerin yasaklanması biçiminde anlaşıldı. "Devlet merkezli" bu görüş, konuya resmi dogmalarla baktı, toplumsal verilerle bakmadı. Kentleşme, sanayileşme, ticarileşme, eğitim, refah gibi modernleşme dinamiklerinin toplumdaki din algılamalarını nasıl etkileyeceğini merak bile etmedi.
Devletçi seçkinler, Jakobenizmden farklı, liberal ve demokratik nitelikli sekülerleşme (laikleşme) türlerini incelemediler, hatta 'tehlikeli' saydılar.
Prof. Binnaz Toprak'ın da belirttiği gibi, laikliğe böyle dar bir anlam verilmesi "modernleşme vizyonunu da daraltmıştır." (Islam and Political Development in Turkey, Sf. 33, 58, 70)
İşte, İslami kesimlerde görülen ticarileşme ve eğitime yöneliş gibi modernleşme dinamikleri bile "irtica" sanılıyor, "bin yıl savaş" kararı veriliyor.
* * * DİN sosyoloğu Hugh McLeod, Avrupa'nın modernleşmesi sürecinde yaşanan din - laiklik sorunlarını dört ana grup altında toplar.
. Katolik Fransa'da Jakoben Cumhuriyet dinin kamusal alanın dışına sürülmesi için zor kullanmış, kilise okullarını kapatmış, tarikatları dağıtmış, Katolikleri devlet görevlerinden atmış; buna karşı dinin direnci katılaşmış, çatışma yüzyıl (ama 'binyıl' değil!) sürmüş... Uzlaşma ve karşılıklı gevşeme ancak kentleşmenin getirdiği açılma ve demokrasiyle sağlanmış...
. İngiltere'de Protestan tarikatlarının özgürlük talepleri demokrasinin, ticarete yönelmeleri ise ekonominin gelişmesini sağlamış, din - laiklik kavgası yaşanmamış. (Religion and the People of Western Europe, sf. 15 - 21.)
. Almanya'da otoriter devlet özellikle Katolikliğe karşı sert bir "kültür savaşı" açmış... (Hitler'in kökleri buraya kadar gider!)
. İrlanda'da Katoliklik, Protestan İngilizliğe karşı İrlanda milliyetçiliğinin dayanağı olmuş. Onun için İrlanda'da Katolik itikat, öteki ülkelerden çok daha güçlüdür. (Religion and the People of Western Europe, sf. 15 - 21.) "Muasır medeniyet"in bu tecrübelerini inceleyip ders almak gerekmiyor mu?
* * * BUGÜNKÜ Batı toplumlarını oluşturan asıl faktör, devletlerin sopası değildir, toplumsal dinamiklerdir: Köylülükten kentliğe geçiş, aile ekonomisinden piyasa ekonomisine geçiş, bu sebeplerle dünyevi bilgilere olan ihtiyacın artmasıyla eğitimin yaygınlaşması...
Kentleşme aşamasındayken Avrupa'da da dini cemaatler güçlenmiş, iç göçle büyüyen kentlerde adım başına kiliseler kurulmuş... Bunu "irtica" sananlar da olmuş... Ama bu yeni dini yükselişler, eskisinden farklıydı; içinde kentlilik, rasyonelleşme, ticarileşme, eğitim düzeyinin yükselmesi gibi modern ve laik özler taşıyordu. (Sf. 75 vd.)
Hatta, bu süreç devletleri liberalleştirdiği gibi, dinin kendi içinde de bireyselleşme, anlayışların farklılaşması, liberalleşmesi gibi sonuçlar doğurmuş, bugünkü Batı ortaya çıkmıştır. (Sf. 150)
Türkiye de aynı süreci yaşıyor! Dünün provokatif "irtica" şablonlarıyla bugüne bakmak yanıltıcıdır. İşte bu yanılgıyladır ki, tarikatların ticarileşmesini, türbanlı kızların laik okullarda okumasını, yani modernleşmenin temel dinamiklerinin dindar çevrelerde gelişmesini "görüldüğü yerde ezmek" istiyoruz!
Akılcı mı bu?
NOT: Merhum Hocam Ahmet Kabaklı'nın vefatından çok derin bir üzüntü duydum. Kendisini rahmet ve şükranla anıyorum.