Dedim ya gazete okurum, köşe yazılarını ihmal etmem, bu arada bazı yazarları ayrıca, büyük zevk alarak okurum. "Berrin, bir gazeteci olsaydın, kim olmak isterdin?" diye soran olsa, vereceğim 3-4 isim var. Bunlardan biri de Metin Toker. Bir zamanlar, L’Express’in kurucusu Jean-Jacques Servan-Schreiber’e benzetirdim, Toker’i. JJSS nerede bilmem, Toker’i hala aynı keyifle okuyorum.
Sadece "bağlılıklarımı bildirmek için" yazmıyorum bunları.
Şubat ayının, biliyorum, Özden-Metin Toker ailesi için ayrı bir anlamı vardır. Bakın nasıl: Özden Hanım, 7 Şubat doğumludur. Annesi Mevhibe İnönü Hanımefendi 1992 yılının 7 Şubat günü vefat etti.
Tokerlerin evinde her yıl 7 şubat öğle sonu Kuran okunur, misafirlere çay ikram edilir; akşam pasta kesilir, doğum günü kutlanır, o akşam kızları Gülsün Bilgehan ile Nurperi Özlem, Özden Hanım’ı yemeğe götürür. Bu yıl da götürdüler.
İki gün sonra, 9 Şubat, Tokerlerin evlilik yıldönümüdür. Akşamüstü evde yıldönümü pastası kesilir. Sonra, Metin Bey, Özden Hanım’ı yemeğe çıkarır. Eskiden, danslı bir yere gidilirdi. Artık Süreyya yok, ama baş başa yemek örfü devam ediyor.
Durun, Tokerler şubatı henüz bitirmedi. 11 Şubat Metin Toker’in "ilk hapse girme" yıldönümüdür. Bu hadise de, evde bir karnaval havasında kutlanır. Nihayet, 25 Şubat da kızları Gülsün’ün doğum günü ve bir başka kutlama vesilesidir.
Bugün, 9 Şubat. Özden Hanım ve Metin Bey, Murphy’s Bar’daysanız, buradan ben de kadeh kaldırıyorum, mutluluğunuzun devamını diliyorum. 40 küsur yıllık mutlu bir çift, baş başa bir yemek... Özden Hanım, sizi birden çok kıskandığımı da saklamayacağım.
Muhabiri kral olan gazete
Dünkü gazetelerde -yalnız çalıştığı Milliyet’te değil, hemen bütün gazetelerde- İslam Çupi’nin cenaze haberiyle spor yazarlarının veda yazıları yayımlandı. Belli ki rahmetlinin seveni çokmuş.
Bir gün önce, Milliyet gazetesinde, ailesinin verdiği ölüm ilanını görmüştüm. İslam Çupi’nin babası, Arnavutluk Kralı Zogu’nun (ben Zogo diye biliyordum) başyaveriymiş.
Belki bir yerlerde okumuşsunzudur. Ama bir kere de ben yazmazsam çatlarım. (Evde, her Arnavutluk lafı geçtiğinde, televizyonda her savaş muhabiri göründüğünde, çocuklara anlattığım için illallah dediler; ben de size anlatacağım)
Cumhuriyet’in ilk yılları. Türkiye can derdine düşmüş, etrafta olup bitene bakacak hali bile yok. Eski topraklardan Arnavutluk’ta yıllardır sürüp giden iç karışıklıklarla da yeterince ilgilenilememiş. Günün birinde, yabancı ajanslar "Tiran’da krallık kuruldu" diye bir haber geçiyor. Vakit gazetesinin sahibi Hakkı Tarık Us da, yazı işleri müdürünü çağırıp "Yıllarca önce, İstanbul’da hukuk okudu, bizde stajyer muhabirlik etti, hevesli bir genç vardı, ülkesine döndü. Gittiğinde bizim Tiran muhabirimiz ol, demiştik. Bulun bakalım şu çocuğu, sesi sedası çıkmıyor..." Hemen Arnavutluk’a bir yıldırım telgraf çekiliyor: "Tiran’da krallık kuruldu diyorlar. Muhabirliğini şimdi yapmazsan, ne zaman yapacaksın!"
Cevap gecikmiyor: "Haber doğrudur. Arnavutluk’ta krallık kuruldu. Kral benim. Tafsilatlı mektup postada. İmza: Muhabiriniz Ahmet Zogu".
Teşekkürler Sayın Tanrıkulu
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nda çalışan kadınlardan sızan şikâyetler üzerine, "Tacizi ben bile duydum" diye yazdım. Bakan Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun "böyle konularda çok titiz olduğunu tahmin ettiğimi" de söyleyerek, "Benim kulağıma gelenler size de söylendi mi? diye sordum.
Sayın Tanrıkulu’nun hassasiyeti konusunda yanılmamışım. Yazının çıktığı gün, önce basın danışmanı, sonra bakanlık müsteşarı, nihayet, toplantıdan çıkar çıkmaz da, bizzat Bakan aradılar. Sayın Bakan, özetle "Bize ulaşan bir şikâyet yok. Kulağımıza bir şey gelirse, derhal üzerine gideriz" dedi. Sesi güven verici ve inandırıcıydı. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bir bakanlık çalışanlarının asıl başı, Bakanlık Müsteşarı’dır. Eh, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Sayın Adem Şahin de "Burada çalışan hanımların huzuru bana emanet, merak etmeyin" dediğine göre, mesele halledilmiş, mesaj yerine ulaşmış, demektir.
Bakana orgazm şantajı
Aylardır bir "düğmeye kim bastı" muhabbetidir gidiyordu. O düğme, son derece sevimsiz, siyasî bir düğmeydi. Son icat edilense farklı.
Woody Allen, böyle bir âleti hayal etmiş, adını da orgazmatron koymuştu. Bu âlet Türkçe’ye orgazmatör olarak girecektir (orgazmatik de olabilir): kadının deri altına yerleştirilecek ve uzaktan kumandayla orgazm olmasını sağlayacakmış.
Bu âlet satışa sunulduktan sonra, gazetelerde göze çarpacak haberleri düşünebiliyor musunuz?
* Bakana orgazm şantajı: Orgazmatörünün şifresini eline geçirdiği Bayan Bakan’a "Bakanlar Kurulu toplantısında düğmeye basarım" diye şantaj yapan ihale mafyası üyeleri, dün yapılan "Fantezi Operasyonu"yla ele geçirildi.
* Kürsüde ders anlatan öğretmenine üç dakikada beş orgazm yaşatan afacan okuldan atıldı.
* Orgazm evine baskın: Kumburgaz’da bir evde, topluca orgazm yaşarken yakalanan 13 kadın "cürüm işlemek için çete oluşturmak" suçundan DGM’ye verildi.
* Sahte orgazmatör kurbanı: Bebek’te yalnız yaşayan A. Y. (53), Tahtakale’den aldığı sahte orgazmatörün kurbanı oldu. Alet kısa devre yapınca, aralıksız orgazm felaketine uğrayan talihsiz kadın...
Benimki şaka denemesi, şimdi asıl ustalara kulak verelim.
Serdar Turgut Bey, oralarda mısınız?