Ceplere birer baş soğan, göz yaşartıcı bombaya karşı... "Unutma! Dumanda kalırsan, 24 saat yüzüne gözüne su vurmak yok. Daha kötü olur."
İsteyene çelik yelek!
"Plastik mermiler 25 metreden etkili. Kafadan isabet alırsan tehlikeli, insan gidebilir. İçi demir misketli, dışı plastik kaplı mermiler en kötüsü..."
Mithat Bereket'ten son nasihat:
"Ses bombası panik yaratıp kaçırtmak için, fazla kulak asmayın!" "Yallah Ramallah!" Filistinli şoför gazlıyor minibüsü. Kudüs'ten Filistin yönetiminin Batı Şeria'daki başkenti sayılan Ramallah'a doğru yola koyuluyoruz dün sabah vakti.
Zeytin ağaçları, serviler...
Köyümsü bir yerleşim merkezi. Bir tepesinde cami, az ilerisinde bir kilise...
Bahar şimdiden gelmiş bu topraklara. Meyve ağaçları pembe beyaz çiçeklenmiş.
Yolda Faysal Hüseyni'nin evine uğruyoruz röportaj için. Hüseyni, Filistin yönetiminin Kudüs'ten sorumlu bakanı. Ayrıca İntifada'nın simge isimlerinden biri. Öfkeli, Şaron'a ateş püskürüyor: "Şaron barış yapmak için değil, savaş yapmak için geliyor." İsrailli bir meslektaşımın yorumu aklıma takılıyor: "Araplar şimdi Şaron'a tuzak kuruyorlar. 'Kasap Şaron' sloganlarıyla uluslararası kamuoyunda sindirip sıkıştırıp, şiddet eylemleriyle de kışkırtarak karşı şiddete geçmesini sağlamak..."
Kuş cıvıltılarıyla dolu bir bahçede Faysal Hüseyni'yi dinliyoruz: "Her şeyi kuvvetle yapmak mümkün mü? Mümkün olsa, Fransa Cezayir'de yapardı. Mümkün olsa, Amerika Vietnam'da yapardı. Görmüyor mu İsrail? Bu böyle giderse, bu topraklarda ırk ayrımcılığına dayalı yeni bir Güney Afrika doğmaz mı? Sonra da sıra bir Mandela bulmaya mı kalır?"
İnsana yaşama sevinci aşılayan ılık, güneşli bir hava. Savaş havaları vuruyor! Hoparlörler sonuna kadar açık:
"Biz Müslümanlar, Allah'tan başka kimseden korkmayız." Ramallah'ın merkezindeki Abdülnasır Camii cuma için tıklım tıklım dolu. Cemaat dışarıya, kaldırımlara taşmış.
Üniversite öğrencisi Filistinli bir genç, cami duvarında yazılı olan İsrail karşıtı sloganları İngilizceye çeviriyor: "Bu Hamas'ın... Şehit kanıyla sulanmış topraklarımızdan, Filistin'den söz ediyor."
Sonra ekliyor: "Şaron çok kötü oldu!" Küçük bir çocuk, koltuğunun altındaki gazeteleri bir an önce satmak için boyun damarlarını şişirerek bağırıyor: "Ceride - i İstiklal!"
Yürüyüş başlıyor ve...
Abdülnasır Camii boşalırken yürüyüş düzeni oluşuyor. Filistin bayrakları, El Fetih bayrakları, yeşil bayraklar, Hamas bayrakları... Kudüs'ün, Haram ül Şerif'in renkli fotoğrafları...
Daha ilginci, dikkati çekecek kadar çok Saddam Hüseyin fotoğrafları...
Arafat'tan daha çok!
Saddam bunca yıl Bağdat'ta ayakta kalarak, Amerika'ya kafa tutarak Filistinli kitlelerin de kahramanı haline gelmiş durumda. Allahuekber haykırışları. İstiklal, hürriyet bağırışları... "Özgür Filistin!" "Bağımsızlık, onur, adalet!"
Kalabalık slogan ata ata yürüyor, dalgalanıyor. En önde, siyah üniformalı, siyah kar maskeli, sert adımlarla yürüyen bir grup...
Meydanda Şaron kuklası. Üstünde İsrail bayrağı. Şaron'un kuklası önce rambo bıçağıyla bıçaklanıyor, sonra yakılıyor.
Cepheye geliyoruz!
Yürüyüş, çatışma noktasına yaklaşıyor. Telaş ve heyecan yükseliyor. Uzakta, yolun üstünde İsrail askeri birlikleri, cipler mevzilenmiş...
Yabancı olmayan bir görüntü!
Geçen 28 Eylül'le başlayan İkinci İntifada'dan beri her Allah'ın günü televizyon ekranlarında seyrettiğimiz manzaralar:
Sapanla taş atan Filistinli gençler, hatta çocuklar... Göz yaşartıcı bombayla, plastik mermiyle karşılık veren İsrailli askerler... Gaz maskesiyle ortaklıkta koşuşturanlar... Ciyak ciyak ambulans sesleri... Sedyelerde hafif yaralılar... Ve tabii ortalık yerde koşuşturan gazeteci milleti... Televizyoncular, fotoğrafçılar...
Belki de bir tiyatro sahnesi! Her cuma günü dünya kamuoyu için oynanan bir oyun... Bir anda cayırtı kopuyor. Doğrusu, nereden geldiğimi şaşırıyorum. Birbirimizi çiğnercesine kaçışıyoruz, bir yer bulup arkasında sığınmak için...
Takır takır sesler. Hakiki mermi atılıyor. Tank mermisi dahil deniyor.
Sonra sessizlik!
Oyun perdesi kapanıyor, Ramallah'taki intifada sahnesinde...
Bu yazımı Ramallah'taki bomboş, külüstür bir lokantada yazıyorum dün akşamüstü. Uzaktan arada bir ambulans sesleri geliyor.
Televizyon haberlerinde Şaron'la Arafat'ın bir telefon görüşmesi yaptıklarının haberi kulağıma çalınıyor. Arafat demiş ki:
"Barış görüşmelerine devam edelim." Şaron demiş ki:
"Önce şiddete son verin!"
Yani yumurtayla tavuk hikayesi...
Biri ağır dokuz yaralı...
Filistin ve İsrailli taraflar, barıştan ne anladıkları konusunda öylesine ayrı kutuplarda, öylesine siyah beyaz tavırlar içindeler ki, Araplar ve Yahudiler arasında öylesine kin, nefret, düşmanlık ve güvensizlikten oluşan bir duvar yükseliyor ki, bu topraklar öylesine bir çelişkiler yumağı halinde ki, işin içinden çıkmak çok zor.
Barış uzak!
Bu durumda en iyisi şiddeti ve savaş ihtimalini de en aza indirecek bir düzen kurmak belki de... Bugün için büyük, kalıcı, hakça çözümleri hayal etmek yerine, geçici ama gerçekçi çözümler bulmaktır belki de doğru olan...
Ramallah'ta şiddet ve barış düşünceleriyle bir cuma günü böyle geçti. Benim de yaşadığım dünkü intifadanın bilançosu: Biri ağır dokuz yaralı...