Süleymaniye'nin "tarikat mezarlığı"na çevrilmesine izin vermeyen Cumhurbaşkanı Sezer'in tutumuna halkın desteği çığ gibi büyüyor.
Vatandaşlar "İyi ki Sezer var" diye e - mail yağdırıyorlar.
Cumhurbaşkanı'nın naif kişiliği, siyasette görmeye alıştığımız; "güçlendikçe değişen", çevresindeki bir avuç çıkarcı tarafından kuşatılıp putlaştırıldıkça "halktan kopan" lider profiline benzemediği için bu tür sevgi gösterilerinin Sezer'in gücünü hukuktan alan "ilkeler"ini aşındırmayacağına inanıyoruz.
Çankaya sonuçta görevini yaptı.
TBMM'de, "Anayasa'ya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve devrimlerine ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma..." diyerek ettiği yemini çiğnemedi.
Sezer'in tutumunun, kamuoyu desteğinin aksine iktidar çevrelerinde soğuk karşılandığı, "çelişkili" bulunarak eleştirildiği gözleniyor. Türkiye "üç buçuk lider" anlayışıyla yönetildiği için "Çankaya'daki adam"ın her defasında tekere taş koymakla suçlanmasına alıştık.
Sahi 10'uncu Cumhurbaşkanı, Ecevit'in önerisiyle 5 lider tarafından aday gösterilip Meclis'te ayakta alkışlanılarak seçilmedi mi?
Çankaya turlarından kalan "tarihi" bir gerçeği açıklamak zamanı geldi:
Demirel formülünün suya düştüğü günler...
Başbakan Ecevit aday arayışına başlıyor, gruplar ziyaret ediliyor, öteki liderlerden de "isim" rica ediliyor.
Adaylar gizli tutulacak!
Çiller, birkaç gün sonra DYP'den yakın kurmaylarıyla DSP liderine gidiyor, isimler masaya konuyor, Başbakan değerlendireceğini söyledikten sonra gülerek ekleme yapıyor: "Biliyorsunuz benim geçmişten kalan bir takıntım var, Anayasa Mahkemesi Başkanı da olasılık dahilinde" diyor.
Sezer adı, muhalefete ilk kez orada söyleniyor.
Kutan da sıcak bakınca, Bahçeli ve Yılmaz'ın oluruyla öneri netleşiyor. Başbakan kendisi Sezer'e telefon açarak, Çankaya adaylığını öneriyor.
Cumhurbaşkanı bir hukukçu olarak siyasete hayatı boyunca uzak durduğunu, yakında emekli olacağını, "adaylık" için kendisinin düşünülmesinin bile yaşamı boyunca onurla taşıyacağı bir karar olduğunu belirterek, Başbakan'dan öteki seçeneklerin yeniden düşünülmesini "Son çare olarak Anayasa Mahkemesi Başkanı" formülünün denenmesini istiyor.
Ecevit, "Adayımız sizsiniz, hayırlı olsun" diyor.
Böylesine doğru bir tercihten şimdi nasıl pişmanlık duyulur, hayret! Anayasa'nın doğru uygulanması, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasının gözetilmesi Cumhurbaşkanı'nın "kişisel takdiri" değil ki, hükümeti de bağlayan bir sorumluluk. Diyalogsuzluğun adresi Köşk mü, Başbakanlık mı?
Koalisyonun Sezer'le ters düştüğü konular, hep "zorlamaya" dayanıyor. Bilek güreşiyle ülke yönetilmez. Konsensüs aramak da gerekmez mi? Haydi Cumhurbaşkanı istediğiniz gibi çıkmadı, FP'nin kapatılması davasında Anayasa Mahkemesi'yle, PKK'ya yataklık yapanların affında Genelkurmay'la, İçtüzük'te bir milletvekilinin ölümü pahasına Meclis'teki muhalefetle çatışmaya ne gerek vardı?
Ecevit gibi "dürüst" bir lider Savcı Talat Şalk'ın "Beyaz Enerji" soruşturmasından nasıl rahatsız olur?
MGK'nın bu ayki toplantısı 19'una alınmış (28 Şubat hassasiyeti doğmasın diye mi?!). Siviller, yönetim "orkestrasyonu"nu aralarında çözmek zorundalar. Cumhurbaşkanı Sezer'in artan etkisi ve saygınlığı bu açıdan da güvence değil midir?
İyi ki Çankaya'da Sezer var.