Umarım protokolde hata, hürmette kusur etmemişimdir.
Keşke tüm bakanlarımızın, tüm milletvekillerimizin, tüm yüksek yargı organları üyelerinin, tüm komutanlarımızın, tüm İçişleri mensuplarımızın, tüm istihbarat yetkililerimizin de, adlarını, sıfatlarını, rütbelerini yazabilsem diye düşünmüşümdür.
Bilcümle hürmetimin yanı sıra, ezcümle hepsinin mesuliyetini teslim edişimdendir.
Maruzatım basit, ama maalesef bir o kadar da çetrefillidir.
İki sualim bulunmakta, cevaplarına merak buyuran birlik ve beraberlik içindeki milletimizin bir kısmının endişelerine de tercüman olmaktadır.
İlk sualimi mücerret bulabilirsiniz; yine de arz edeyim: "Güneydoğu'da neler oluyor?" İkinci sualim daha müşahhas, fakat o mertebede de mesuliyetlerinizi, haddim olmayarak, hatırlatıcıdır: "Silopi'de 15 gündür kayıp olan HADEP ilçe yöneticileri Serdar Tanış ile Ebubekir Deniz'e ne olmuştur?"
Sayın Cumhurbaşkanı;
Hep hukuku savunan zatıaliniz, eminim ki, yamultularak "devletin başı" denen makamınızın, esasında "cumhur"un, ahalinin, halkın, milletin "başı" olduğunu bilirsiniz.
Kaybolan iki kişi, zanlıysalar elbette açık, adil ve bağımsız yargının muhatabı olabilir; ancak, ölü ya da diri, bedenleri bulunamayan, sesleri gelmeyen, gözle görülmeyen, oysa hayatları anayasal güvence altında olduğunu zannettiğimiz bu iki "cumhur üyesi" sizin vatandaşlarınızdır.
Benim gibi, herkes gibi.
Merak ve ilgi buyurunuz.
Sayın Meclis Başkanı;
Faili meçhuller ve Susurluk meselelerinde önemli çalışmalar yapıp tamamına erdiremeyen parlamentoyu, yani o iki kayıp insanın da üyesi bulunduğu milletin meclisini harekete geçiriniz.
Sayın Başbakan;
Üstünden 10 gün geçtikten sonra ancak duyduğunuzu söylediğiniz bu olaydan size bahsetmediği için, lütfen "her şeyi bilen" o muhterem "sağ kolunuz"u ikaz ediniz. "Maalesef o bölgede böyle şeyler oluyor" dediğiniz "o bölge", eğer meçhulümüz bir tadilat vuku bulmamışsa, Misak - ı Milli sınırları içinde, hepimizin, bu arada sizin de yurdunuzdur.
O insanlar sizin mesuliyetiniz altındadır.
Size, "devlet rutin dışına çıkabilir" deyişiyle tarihe bir çentik daha atmış olan çok sevdiğiniz 9'uncu Cumhurbaşkanı'nın palavra iddiasındaki gibi, "Fırat'ta kaybolan koyunun hesabını verin" demiyoruz.
Varsın koyunlar kaybolsun; lakin şu sıra yine kaybolanlar insandır.
Sayın Genelkurmay Başkanı;
Jandarma, misal enerji operasyonundaki gibi sizlere değil, usulen olduğunca İçişleri Bakanı'na bağlıysa, vaktinizi almış olmayayım.
Sayın İçişleri Bakanı;
Hemşeriniz, meslektaşınız, sevdiğiniz Okkan'ı yeni toprağa verdiniz. Layıkıyla kuşkucu, her ihtimali hesaba katıcı, fakat kuşkuları giderici değilsiniz.
Şırnak'ın Silopi'sidir. Valisi size bağlıdır. Kaymakamı size bağlıdır. Polisi size bağlıdır. Kayıpların en son görüldüğü jandarması size bağlıdır.
Artık nüfuz casusları mıdır, tapınak şövalyeleri mi, her kimse, bu olayın müsebbiplerini ve kayıpların akıbetini kurcalar mısınız?
Sayın Jandarma Genel Komutanı;
Beyaz Enerji Operasyonu'nu üstlenip yürütecek kadar titiz, hükümeti karşısına alabilecek kadar tavizsiz, hukuk ve temizlik adına hassas birimleriniz, son parmak izleri size bağlı bir karakolda kalmış iki insan için de mutlaka dikkat buyuracaktır.
Tahminimce.
Saygılarım ve şu kaygılarımla:
Yine tahminimce, bu "kayıp" olayı da Okkan ve arkadaşlarının kahpece kaybedilmesi gibi sonuçlanacaksa...
İlk sualimiz yürür gider: "Güneydoğu'da neler oluyor ve korkulanlar olursa, Türkiye'ye neler olur?"