12 Şubat 2001 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Demokrasi ihracı...

     İslam dininin insanlığın ve bilimin gelişmesini engellediği görüşünün asırlar boyu tutsağı olan Avrupalılar, İslamın kılıcı olarak niteledikleri Türklere de Avrupa uygarlığının en büyük düşmanı olarak bakmışlardır.
     O kadar ki, Papa Pius II, Avrupa'yı Osmanlı Türk'ünün belasından kurtarmak için ilginç bir yöntem düşünmüş ve Fatih Sultan Mehmet'e gönderdiği mektupla Osmanlı hünkarını tüm tebaasıyla birlikte Hıristiyanlığa davet etmişti. Ama, bunun karşılığında Fatih'i, Hıristiyanlığın en büyük lideri ve Avrupa düzeninin koruyucusu olarak ilan etmeyi öneriyordu.
     
Tarihin derinliklerinden süzülen bu önyargılarla beslenen Avrupalının bilinçaltına kuvvetle yerleşmiş bir inanç da, Avrupa kültür ve değerlerinin temelinde Hıristiyanlığın yattığıdır. Avrupalı bu nedenle Türkiye'yi Avrupalı bir ülke olarak görmekte hep zorlanmıştır. Bu bakımdan, Türkiye'nin AB adaylığına kabul edilmesiyle Avrupa'nın kendini aşmayı başardığı söylenebilir.
     
Batı dünyasının benimsediği bir tez de, İslamın özünde antidemokratik olduğu, İslami ve demokratik değerlerin birbirine ters düştüğü, bu nedenle de çoğulcu demokrasi ve sanayi toplumunun sadece Hıristiyan uygarlık ortamında kök salıp büyüyebileceğidir. Japon demokrasisine bu tezin bir istisnası olarak bakılır.
     Türkiye, İslam dinini, laik devlet yapısı, çoğulcu demokrasi ve piyasa ekonomisiyle bağdaştıran bir sistemin dünyadaki tek uygulayıcısı olarak, bu tezi çürütebilme ve Türklük ve İslam dünyası için parlak bir model ve cazibe odağı olabilme imkanına sahip yegane ülkedir.
     Ancak, Türk modelinin dünyaca tartışmasız kabul edilmesi, Türkiye'nin, insan hakları, demokrasi ve şeffaflık kriterlerini benimseyen bir hukuk devleti olmayı başararak, birinci ligdeki ülkeler arasında yer almasına bağlıdır.
     Bunun da yolu AB'ye üyelikten geçer. AB'ye üyelik süreci, Türkiye'ye, ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmek ve iç barışı sağlamak için en uygun ortam ve motivasyonu sunuyor.
Esasen, Türkiye'nin ulusal birliğini koruması ve her türlü tehdide karşı koyabilmesi, ekonomisinin ve uluslararası saygınlığının güçlü olmasına bağlıdır.
     Bu bakımdan, askerin gururuyla oynanarak AB konusunun "militarize" edilmesine yol açılması fevkalade yanlış olmuştur. Ancak, bölünme fobisinin körüklenerek Türkiye'ye AB yolunun kapatılmasının da affedilmez bir vebal olduğu bilinmelidir.
     Zira, yukarıdaki kriterleri uygulayan ve birinci lige terfi etmiş bir Türkiye "Müslüman - laik - demokratik" modelin dünyada yegane temsilcisi olarak, hem Batı, hem İslam, hem de Türklük aleminde çok özel bir konum kazanacak ve bölgesinden başlayarak dünyaya demokrasi ihraç edecektir.
     
Bu tarihi misyonu üstlenen ülkemiz, dünya barışı ile huzur ve refahına ciddi katkılarda bulunabilecektir. Dünyanın böyle bir Türkiye'ye ihtiyacı vardır.
     Demokrasi ihracı, Türkiye'nin elinde emsalsiz etkinlikte bir barış silahı olacak, ülkemize yüz F - 16 filosundan ve yüz tank tümeninden daha fazla güç ve saygınlık sağlayacaktır.
     AB'ye bu bilinçle yaklaşalım...
     
     selekdag@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Bilimsel düşünce

Fikret BİLA
Esnaf...

Berrin Cankat
Bir çapkın da DYP’den çıktı

Nilgün CERRAHOĞLU
"Kimse hesap soramaz"

Yılmaz ÇETİNER
Türkeş ve 40 yıllık söylentiler!

Yasemin CONGAR
"Geçmiş" başka bir ülke mi?

Şükrü ELEKDAĞ
Demokrasi ihracı...

Yalım ERALP
Balkanlar'daki silahlar ve uranyum

Hasan PULUR
Muhsin Bey'e mektuplar

Tamer HEPER
Ortaklık devam eder (1)

Osman ULAGAY
IMF’ye kızmakla neyi kurtarırız?

Güngör URAS
Karı paylaşanlar şimdi "zarar"ı sineye çekecek"

© 2001 Milliyet