"Simurg" nedir, ne demektir?
Kitaplarla alışverişi olanların aklına hemen Beyoğlu, Hasnun Galip Sokağı'ndaki "Simurg Kitabevi" gelirse de, "Simurg" İran mitolojisine göre, 30 kuş büyüklüğünde, efsanevi bir yaratıktır; Arapların "Anka", Türklerin "Zümrüdüanka" kuşu dediği...
* * * "SİMURG Kitabevi" bir dergi çıkarıyor: Kitap Kokusu... Dergi vardır "haftalık"tır, dergi vardır, "on beş günlük"tür, dergi vardır "aylık"tır, iki aylıktır, üç aylıktır.
Bu dergi ise yıllık...
Birinci sayısı Ekim 1999'da, ikinci ve üçüncü sayısı da bir arada, Ekim 2000 yılında çıktı, 2001 yılına daha var. Derginin son sayısının 575 sayfa olduğunu söylersek, yıllık olduğuna herhalde şaşmazsınız.
Dergide neler var?
Konu başlıklarına bir bakalım: "Biyografi - Kitaplar Alemi - Dergi Dünyası - Anma - Mekan - Belge - Akademi - Deneme - Anı."
* * * BELGE bölümünde Turgut Kut'un "Aman Muhsin Beyciğim!" başlıklı yazısı bize Mehmet Kemal'in "Şairler Dövüşür" kitabını anımsattı; sadece şairler değil, tiyatrocular da dövüşüyormuş, ehhh erbab - ı kalem de onlardan geri kalmaz ya! Turgut Kut, Sahaflar Çarşısı'nda, bir tiyatro emektarının, ölümünden sonra, satılan kitaplarını karıştırırken, bazı mektuplar bulur. Bu mektupların ikisini, Vasfi Rıza Zobu, dördünü Cahit Irgat, birini Şükran Güngör ve Leyle Gencer yazmıştır, adres Muhsin Ertuğrul'dur.
* * *
VASFİ Rıza'nın 7 Nisan 1947 tarihli mektubu "Aman Muhsin Beyciğim!" diye başlar. Muhsin Ertuğrul, İngiltere'de tedaviye gitmiş, giderken de "Sinemacılardan paramı alırsan, bana tiyatronun durumu hakkında telgraf çek!" demiştir.
Vasfi Rıza, sinemacılardan parayı koparamayınca, mektup yazmak zorunda kalır.
Bugün kimsenin itibar etmediği telgrafın o zaman ne kadar pahalı bir şey olduğunu şimdi kime anlatabilirsiniz?..
* * *
VASFİ Rıza, Şehir Tiyatrosu'nun halini anlatır; temsiller kepazelik, hasılat düşüktür, kimin hangi rolü oynayacağını kimse bilmez, bir gün Cahide (Sonku) gelir, "Mısır'a gidiyorum!" der, Talat (Artemel) "Ben hastayım!" der, Hadi Hün "Asabım bozuk!" der, verilen rolleri almazlar.
Vasfi Rıza feryat eder: "Ama, sabahtan akşama kadar dublaj salonlarından çıkmıyorlar. Nevin Seval haber gönderiyor, ben o rolü oynamam, diyor. Biz bunların hepsine peki diyoruz." Mektup, Behzat Budak'ın da ortak ricasıyla biter: "Tedavin bittiyse, doğru buraya gel, hem de uçakla!"
* * * YIL 1955, Şehir Tiyatrosu, Adana, Balıkesir, İzmir ve Bursa'ya turneye gider. Cahit Irgat, Muhsin Ertuğrul'a Bursa'dan bir mektup yazar, meslektaşlarından şikayetçidir, biraz da belden aşağı vurur, kadın oyuncular için dedikodu yapar. Turneye katılan, bir kadın oyuncunun kocası olan gazeteciye "Edinburg Dükü" adını takmıştır.
* * *
EN çok yakındığı da Agah Hün'dür; hele "Cinayet Var" oyununda yaptıkları: "O gece sahnede bir tek replik atladım, diye en aşağılık bir tuluatçının dahi yapamayacağı bir şekilde, beni bozmaya kalkmıştı. Yerde ölü gibi yattığım sahnede kendisinden küçük, zorbalı bir tekme yedim. (Tesadüf değil bilerek). Çünkü tekme ile çarpma arasındaki fark kolay anlaşılır hocam!"
* * * EVET, Mehmet Kemal "Şairler dövüşür!" der...
Görüyorsunuz, tiyatrocular da az dövüşken değil!
Dövüş ille, tekme tokat ile olmaz ya!