13 Şubat 2001 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Farkına varmadan alışıyoruz

     Diyorlar ki, aşk bir zaman sonra biter, alışkanlık başlar. Neymiş efendim, insan o ilk heyecanını yitirirmiş, sevdiğini görünce kalbi kütür kütür kütürdemez olurmuş. Alışkanlık nasıl kötü, nasıl fena, nasıl kötü fena bir şeymiş, miş miş...
     Ben bayılıyorum aşka. Ama sonunda alışkanlık olduğunu bilmesem, bu kadar bayılır mıydım, bakın orasını bilemiyorum. Çünkü en çok alışmayı seviyorum. Hep aynı koltuğa oturup hep aynı televizyona bakarken hep aynı fincandan çayımı içiyorum, 10 yıldır -ilk beş yıl boyunca her pazar akşamı- Kaktüs’e gidiyorum mesela ve üniversiteden beri aynı kalemi kullanıyorum. Değil zırt pırt evdeki erkeği değiştirmek, tuvalet kağıdının markası bile aynı kalsın isterim ben. Böyle de takıntılıyım...
     Alışkanlık değil kötü olan, neye alıştığınız önemli. Size huzur veren, sizi mutlu eden, ne bileyim işte rahat ettiren bir şeye alışmaktan daha güzel ne olabilir? Kitaplara alışırım ben mesela. Bir keresinde bir arkadaşım o sıralar okumakta olduğum ve pek beğendiğim bir kitabı hediye etmişti bana; "Nasılsa bin kez daha okuyacaksın" diye bir not düşerek... "Vaayy, çok güzel espri!" diye gülmüştük önce ama, o kitabı dönüp dolaşıp yeniden okuyorum ben hâlâ.
     Her kitabı, iyi günde kötü günde ille de ömür boyu beraber olacağız diye okumuyorum elbette. Şu sıralar Cihan Aktaş’ın bir kitabı var elimde mesela. "Beğendim" demeyeceğim, "beğenin" diye diretmeyeceğim, herkesin zevki kendine... Üniversiteye türban sokmama kararının harem-selamlık sınav yapmaya kadar vardığı şu günlerde, Aktaş’ın öyküleri sizin de ilginizi çeker belki diye düşündüm, hepsi bu. Hayata, türbanlı birinin gözüyle bakmak mânâsında. Yoksa "Ağzı Var Dili Yok Şehrazat" türban meselesine damardan giren bir dava kitabı değil kesinlikle. "Türbanlı kadın yazar" Aktaş, türbanlı ya da türbansız diğer bir kısım kadın ve elbette erkek yazar gibi kendi öykülerini anlatıyor, türbanı değil.
     Hem zaten "türbanlı kadın yazar" ne demek? Yazar neme yetmedi de, böyle yazdım şimdi ben? Alışkanlık işte! İnsanları sınıflandırma, yerli yersiz tanımlama, etiketleme, onlara kimlikler yakıştırma alışkanlığının, yani hem kötü, hem fena, hem de çok kötü fena bir alışkanlığın sonucu olsa gerek. Aşka alışmakta ne var? Mesele, hâkim zihniyetin dayattığı bu tür alışkanlıklara prim vermemek.
     Üstelik bu alışkanlığın vardığı nokta, kimi zaman acıklı derecede komik olabiliyor. Geçenlerde Hürriyet "Yılmaz’ı kızdıran şişman danışman" diye manşet attı mesela. "ANAP’ın başındaki gözlüklü adam" Mesut Yılmaz, şişman olduğu için mi kızmış danışmana? "Şişman danışman" zayıflasa ortada problem mi kalmayacak, yoksa uyak mı bozulacak? Alışkanlık değil yani kötü olan, önemli olan farkında olmadan nelere alıştığımız...
     
     tuba.k@superonline.com
     


 CUMARTESİ


Seyyah oldum bu sahnede
İnternet dedikoduları
‘Erkekler bana âşık olmakta haklı’
Müritlerden e-mail var
LEZZET
Kazancı Bedih evinizde...
Tavanarası hikayeleri
ÇAL ANAHTARI
Mistik caz
Evinize kuş kondurun
Amerika rüyası
Yeni bir başlangıç: MEZUN.COM
Sevgililer Günü’ne özel...
Kendi filmini yap
Meclisin yürek ve beyin ortalaması nedir?
Bu yazıyı kötü polisler okumasın
Farkına varmadan alışıyoruz


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet