13 Şubat 2001 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Hafife almalı

     Yunanistan'da 14 Eylül'ün "Küçük Asya Rumlarının Türk Devleti tarafından soykırıma uğratılmasını anma günü olarak ilan edilmesi"ne ilişkin kararname taslağı (veya neyse), Türkiye düşmanlığını iş edinenler açısından ilginç bir yeni girişim.
     Bu girişim hakkında aynen Başbakan Ecevit gibi düşünüyorum: "Dünyada aklıbaşında hiç bir kimse bunu ciddiye alamaz..." Dolayısıyla, herhalde Ankara da bu girişimi hakettiğinden fazla ciddiye almayacaktır.
     Söz konusu girişim belki bizlere, soykırım kavramını dahi istismar ederek Türkiye düşmanlığı yapanlara karşı öfkeyle hop oturup hop kalkıp, kendi kendimize zarar vereceğimize; daha aklıbaşında, daha soğukkanlı, tepkilerimizde ölçülü, uzun vadeli çıkarlarımızın bilinciyle davranmamız için yeni bir uyarı olabilir.
     Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli tamamen yanılıyor. Bu tür girişimleri kesinlikle hafife almalı, daha doğrusu bunlara taşıdıklarından daha büyük bir ağırlık atfetmemeli, kötü niyetlilerin ekmeğine yağ sürmemeliyiz. Geçenlerde İsrailli bir diplomat bana, "Batı parlamentolarındaki Ermeni soykırımı iddialarını içeren kararları neden bu kadar ciddiye alıyorsunuz, doğrusu anlayamıyorum" dedi. Ve devam etti: "Geçtiğimiz yıllarda BM Genel Kurulu siyonizmin ırkçılık olduğuna dair bir kararı kabul etti... Biz de cevaben Tel Aviv'deki 'Birleşmiş Milletler' caddesinin adını 'Siyonizm' olarak değiştirdik... Cumhurbaşkanımız da söz konusu kararın metnini bir törenle yırtıp çöp kutusuna attı."
     Batı parlamentolarından çıkan ve çıkacak "Ermeni Soykırımı" kararları hakkında ne yapmamız gerektiği konusunda ilerleyen tartışmalardan çıkan, görebildiğim kadarıyla başlıca üç öneri var. Birincisi, I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu'nda ölen Türk ve Müslümanların sayısının Ermenilerden daha fazla olduğundan hareketle, neredeyse Ermenilerin Türklerden özür dilemesi gerektiğini önerenler. İkincisi, "Soykırım değilse bile bir kırım söz konusu. Ermenistan'ın tazminat ya da toprak talebi olmadığı da anlaşılıyor" deyip, Türkiye'nin Ermenilerden özür dilemesini önerenler.
     Ben üçüncü öneriyi destekliyorum: Türk toplumu henüz I. Dünya Savaşı'nda neler olduğunu tam olarak bilmiyor. 1915'te yaşananların konuşulması tabu olmaktan henüz yeni yeni çıkıyor. Türk arşivleri tümüyle açılmış değil. Prof. Halil İnalcık bile bundan yakınıyor (Bkz. Radikal, 11 Şubat). Her ne kadar Ermeniler ve Batı, tehcirin bir soykırım olduğuna karar vermiş olsa bile, tarihçilerin işi bitmiş değil. Konunun özgürce tartışılmasına ve serbestçe araştırılmasına ihtiyaç var.
     Bunlar yapılmadan Türk toplumu ne olup bittiğini anlayamaz, ne yapılması gerektiğine karar veremez. Zamana ihtiyaç var. Ama sorunun halledilebilmesi için Türkiye ile Ermenistan arasında ilişki kurulması gereğini herkes kavrayabilir.
     
     s.alpay@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Türkeş'in mirası

Şahin ALPAY
Hafife almalı

Melih AŞIK
Yürüyen parti

Fikret BİLA
‘Savas riskini düsünerek o karara varmıstık’

Berrin Cankat
Neslişah Sultan’ı tam üç kere kıskandım

Hasan CEMAL
Demiralp ve Erçel'den haklı uyarılar...

Güneri CIVAOĞLU
Tıpta 2.milat

Serdar DEVRİM
Başlığı dip notta olan yazı (*)

Yalçın DOĞAN
"Acı serüvenin" ortasındayız

Abbas GÜÇLÜ
Mastırın yoksa...

Doğan HEPER
Taviz varsa ya hep, ya hiç

Sami KOHEN
Atina'nın sorumluluğu...

Meliha OKUR
Bu savaş başka savaş...

Derya SAZAK
BJK nereye?

Umur TALU
Devrilirken birer birer

Meral TAMER
Ombudsmanımızın yeri doldurulamaz

Tamer HEPER
Ortaklık devam eder (2)

Güngör URAS
Ayağınızı (yorganınıza göre değil) IMF mektubuna göre uzatınız

© 2001 Milliyet