Hesapsız kitapsız hiçbir şey yürümez. Ne aile bütçesi, ne şirket, ne de devlet bütçesi. Yürür sanırsın, bir bakarsın her şey çökmüş...
Taşıma suyla değirmen dönmez!
Bir an gelir deniz bitiverir.
Kişi olarak, şirket olarak, devlet olarak karaya oturmak istemiyorsan, iki yakanı bir araya getirmekten başka çaren yoktur.
Bir yerde ayağını yorganına göre uzatacaksın. Gelirini giderine denkleştireceksin. Sürgit imkanlarının ötesinde yaşamaya kalkışırsan, tehlikeli sulara açılmış olursun.
Yani hesap kitap şart!
Verimlilik ve rekabete dayalı ekonominin bu genel kuralı acımasızdır. Eninde sonunda kendini dayatır.
Bir başka deyişle: Piyasanın sopası Damokles'in kılıcı gibi her daim başının üstünde sallanır.
Kaçamazsın bu gerçekten.
Hesabı kitabı şaşırdığın zaman, piyasanın sopası kafana iner, nereden geldiğini şaşırırsın.
Geçen yıl sonunda olduğu gibi. Enflasyonla mücadele programındaki gecikme ve sapmalar yüzünden bir anda milyarlarca dolar kaçtı Türkiye'den.
Faizler patladı.
Borsa çöktü.
İşsizlik korkunç yaygınlaştı.
Piyasanın sopası işte bu.
Oyunu kuralına göre oynamaya mahkumsun. Bu ülke bunca yıldır enflasyon ve hayat pahalılığından kurtulamadıysa, oyunu kuralına göre bir türlü sonuna kadar oynamadığı için kurtulamadı.
Çünkü başlayıp yarım bıraktı!
Başlayıp yarım yamalak yaptı!
Yani sulandırdı.
Hastalıkların nedeni hiçbir zaman reçete değildi. Tam tersine reçete konusundaki adamsendecilik yol açtı, enflasyon dahil hastalıkların büyümesine...
Bugün de elde bir reçete var. Alternatifi yok bunun! Sağlığa kavuşmak için 'reçete'de öngörülen tedavinin sonuna kadar uygulanması lazım. Yoksa inişe geçmiş olan enflasyon yine alır başını gider. Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'le dün sohbet ederken şöyle dedi: "Programı yarıda bırakmaktan daha büyük bir felaket olamaz." Bıçak sırtındayız!
Kritik bir boğazdan geçiliyor. Hükümetin kararlı davranması şart. Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp'le dün öğleden sonra sohbet aynı noktalara değindi. Siyasal iktidarın kararlılığını uygulamayla, eylemle göstermesinin önemini vurguladı.
Örneğin, bu ay içinde üç yasanın parlamentodan geçmesi gerekiyor: Elektrik yasası, bütçe dışı 25 fonun yok edilmesi ve tütün yasası... Bunlarla birlikte özelleştirmeyi hızlandıracak, Telekom ve THY ile ilgili yasal düzenlemelerin de zamanında yapılması lazım.
Oysa reform yorgunluğu dikkati çekiyor Ankara'da. Hazine Müsteşarı Demiralp zamanın hükümet tarafından iyi kullanılması gerektiği görüşünde. Enflasyonla mücadelenin, ekonomide yapısal değişimin güle oynaya olamayacağına işaret ederken de şöyle diyor: "Ekonomideki daralma kaçınılmaz!" Enflasyon belasından başka türlü kurtulmak imkansız. Kısır döngünün kırılması için fedakarlık şart.
Frene basılacak!
Bu nedenle, yüzde 10'luk zamlarla işçi - memur bağırırken, iş aleminin bir kesimine musluğu açmaya kalkışmak büyük hata olur.
Hazine Müsteşarı Demiralp'le Merkez Bankası Başkanı Erçel'in haklı olarak dedikleri gibi, programı yarıda bırakmak ya da sulandırmak kadar Türkiye'ye büyük bir fenalık ve felaket olamaz!
Gazeteci milletinin başı sağ olsun!
Nezih Demirkent'i, Nezih Abi'yi özleyeceğim. Mesleğimizde derin bir iz bırakarak aramızdan ayrıldı. Patron oldu ama gazeteci olarak kaldı. Çünkü gazeteciliği sevdi. Bu mesleğin piyadelerine, perde arkasında ya da mutfağında yıllar boyu koşturanlara ilgi ve vefasını eksik etmedi. Ayrıca gazeteciliği seven, bu mesleğe düşkün bir insan ancak Dünya'daki 'Salı Yazıları'nı yazabilirdi. Medyaya, özellikle yazılı basına dönük bazı eleştiri ve gözlemleri çok yerindeydi. Keşke daha devam edebilseydi bu yazılarına! Nezih Abi'yi saygıyla anıyorum.
Geçen hafta bir dış gezideyken, başka acılar da yaşadı gazeteci milleti. İslam Cupi'yi, İslam Abi'yi kaybettik. İlk gençliğimde onun futbol yazılarının hastası olmuştum. Kendi çevremizde önce İslam Çupi'nin maç yorumu okunur, sonra bağıra çağıra tartışılırdı. Milliyet ailesine katıldıktan sonra, bir gün bu duygu ve düşüncelerimi kendisine ayaküstü anlatma fırsatını bulmuştum. Nur içinde yatsın İslam Abi de.
İki gazeteci kaybımız daha var. İkisi de benim Cumhuriyet gazetesi dönemimden, özellikle Ankara'daki temsilcilik yıllarımdan yakın dostlarım, haberci arkadaşlarımdı: Ankara'dan Yılmaz Gümüşbaş'la Vural Saygılı... Her ikisini de hasretle anıyor, aile ve yakınlarının acısını paylaşıyorum.