Sayın Başbakanım, "Ankara’dakilere bir hal oluyor" diye dertleniyorum. Lütfedip beni de okuyor musunuz, bilemem. Yaklaşık bir buçuk aydır, Milliyet gazetesinde, bu köşede yazıyorum. Vaktimin ve yerimin belki de yarısını, Ankara’dakilerin hovardalıklarına ayırmam gerekiyor. Yazmadıklarım hariç... Hayretler içindeyim.
Milletvekilleri, bakanlar, yüksek hâkimler... Ama, köşemin bir de "esas oğlan"ı var ki, evlere şenlik. Önce, Şükrü Sina Gürel’in ilişkisi ortaya çıkınca, "İki bakan daha öldü öldü dirildi" diye yazdım; sonra "Kazanova Operasyonu" diye bir kere daha söz konusu ettim. Yetmedi, "Benim de ve çık bu işin içinden!" diye bir çağrı yaptım. "Kaçamak-kaçamamak" diye bir uyarı daha... Hayır, olmayacak!
Size bugün, aynı bakanla ilgili bir bilgi daha arz etmek zorundayım. Bu hovarda bakanımızın hayatında (çocuklarının annesi dışında) sadece, Paris’in havalimanı otelinde buluştuğu şarkıcı hanım yok. Mesela bir de sekreteri var. Daha doğrusu vardı. Sekreter hanım, Bakan’ın yanı sıra, bakanlığa bağlı bir kurumun üst düzey bir yetkilisiyle de meşgul olma durumundaydı. Ama bu hanım, bir yurtdışı gezisinde büyük hata yaptı: geceyi bürokratın odasında geçirdi. Durum anlaşıldı, bürokrat işinden oldu. Demektir ki, Bakan Bey’in aşkları bürokrasiyi de etkilemeye başladı.
Sayın Başbakanım, haddim olmayarak bir öneride bulunmak istiyorum:
İlk kabine değişikliğinde, bu Bakan’ı azat edin. Hem adamcağız gözlerden ırak, başarılı olduğu konuda icraatını yürütsün (belli ki zamanının bir bölümünü bu faaliyete ayırması gerekiyor), hem de sizin bu işlere vakit ayırmanız gerekmesin.
Mesut Bey’le de bir konuşursunuz belki!
Birisi Paşa’ya anlatıversin
Bir okurumun e-postayla geçtiği not: "Gazetenizde dün Doğan Güreş’in fotoğrafını görünce yazmadan edemedim. Geçenlerde Marmaris’te anlattılar. Biliyorsunuz, bizim Tak-Şak Paşa, emekli olunca Netekim Paşa’yla komşu oldu, Marmaris’te. Bodrum’a taşınmaya hazırlanan Kenan Paşa, Doğan Güreş’i pek sevmez. Neyse, konumuz o değil".
Okurum sadede geliyor:
"Tak-Şak Paşa, kendisini ziyarete gelen Marmarisli öğretmenler ve velilerle, çocukların okulundan söz ederken, bir sual sormuş:
– İlkokullarla ilköğretim okulları arasında ne fark var, hâlâ anlayabilmiş değilim. İkisinin arasındaki farkı bana biriniz anlatsanıza..."
Paşa’ya o adı kim yakıştırdıysa ağzına sağlık!
Vardar’cılara müjde
Evet, Ahmet Vardar’ı özleyenlere müjde! Can Ataklı, internette, "haberatak" adlı bir site açtı. Ve, Ahmet Vardar bu sitede yazmaya başladı. Bir iki kere, Ahmet Vardar’la ilgili haber yazdım ya, ne kadar çok seveni ve bekleyeni olduğunu (aldığım fakslardan ve e-postalardan) biliyorum. Onun için, müjdeyi önce ben vereyim istedim. Ustaya, farklı bir medyada da olsa, "Hoş geldin!" diyorum (www.haberatak.com).
TGRT TEKNESİNİ ÇOK FARE TERK ETTİ
İhlas Holding’in ya da İhlas Finans’ın ya da... Bunlara aklım ermez, bence kestirmesi Enver Ören’in işi kötü gitti.
İşin asıl görünen yanı, TGRT batıyor, diyorlar. Habercilere göre, sebep biraz da Enver Bey’in cömertliği olmuş. Hani bir adım daha atabilseler adamcağızı hesabını bilmeyen hovarda yerine koyacaklar.
TGRT bir süre önce kimlik değiştirmek üzere harekete geçti. İslamcı kanalı liberal ve ulusal bir kanal durumuna dönüştürmek için de kesenin ağzını -adamakıllı- açtı.
Seda Sayan’a, Sibel Can’a, Gülben Ergen’e şahane birer cip ve birer ev; Cüney Arkın’a, Kadir İnanır’a ve Fatma Girik’e birer cip hediye ettiği haberleri kesenin ağzıyla ilişkili...
Soranlara, TGRT beşinciliğe yerleşti, daha üst sıralara çıktığı da oluyor. Yani ben şampiyon takımın oyuncularına bir çeşit prim veriyorum, diyordu.
Topluca 1,5 milyar dolar açıktan söz ediliyor, bu dediklerim 100 milyarı geçmez. Yani yıkıntının asıl sebebi TGRT’deki cömertlik olamaz.
Hazin yanı, batmakta olan TGRT teknesinden kaçan farelerin başında hediyelere gark edilmiş olanların bulunmasıdır. Buradan bakıyorum, sulara gömülen güvertede gözüme Osman Yağmurdereli ile Fatma Girik’ten gayri kimse görünmüyor.