Kudüs'te geçen hafta İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzeyde bir yetkiliyle Türk - İsrail ilişkilerini konuşurken dört noktaya işaret etmişti: (1) "Sıfırla on arasında not verirsen, bence Türkiye'yle İsrail arasındaki ilişkilerin bugünkü notu 10'dan aşağı değildir." (2) "İki Dışişleri arasında diplomatik kanallar çok iyi işliyor. Son dört beş aydır günde bazen beş altı üst düzey telefon görüşmesi yapıyoruz." (3) "Bu yeni bir süreç... Diplomatik ilişkilerimizin 51 yıllık geçmişi göz önünde tutulursa, en çok yedi yıllık genç bir süreç bu. Daha önemlisi, Türkiye'yle İsrail arasındaki bu samimi dostluk sürecinin geri dönüşü de yok." (4) "Bu gerçeği, yani Türk - İsrail dostluğunun geri dönüşü olmadığını artık Araplar da görmüş durumda. Türkiye'nin özellikle 1996'da imzalanan askeri anlaşmadan sonra da İsrail'le ilişkiler konusunda kararlı davranması bu duruma yol açtı. Bundan böyle bu ilişkilerden dolayı Türkiye'ye dönük Arap baskısı olmaz."
İsrail'in bakışı böyle.
Ya Filistin nasıl bakıyor?
Yine geçen hafta bir akşam vakti Gazze'deki Başkanlık Sarayı'nda Filistin yönetimi lideri Yaser Arafat'ın Türkiye hakkında neler düşündüğünü dinledim.
Arafat da dört noktaya işaret etti: (1) "Türkiye Müslüman bir ülkedir. Hem Ortadoğu'dadır, hem de İslam Konferansı'nın üyesi önemli bir ülkedir." (2) "Yalnız Filistin halkına yakın değildir. Aynı zamanda İsrail'le de çok yakın ilişkileri vardır." (3) "Bu yakın ilişkisini İsrail üzerinde kullansın ve barış sürecinin devamı için İsrail'e baskı yapsın." (4) "Bu topraklarda barış için Türk halkının kabul edeceği her şeyi ben de kabul edeceğim."
Arafat'tan mesajlar!
Nitekim Arafat önceki gün, İsrail'le tansiyonun en yüksek noktaya çıktığı saatlerde aniden uçağa atlayıp Ankara'ya geldi. Türkiye'ye mesajı şu iki noktada toplanabilirdi Filistin liderinin: (1) Şaron'la da oturup barışı - kaldığımız yerden - konuşabiliriz. Bu açıdan Türkiye'nin de devrede olmasında yarar var. (2) İsrail üzerimize gelmesin!
Yine geçen hafta Gazze'de, Filistin yönetiminin fiilen Dışişleri Bakanlığı'nı yürütmekte olan Nabil Shaath'la sohbet ederken Türkiye'ye dönük bakışını şöyle özetlemişti: "Türkiye ve Türkler bizim için yabancı bir ülke, yabancı bir halk değil. Biz Türkiye'yi öteden beri kardeş ülke, Türkleri kardeş halk olarak görüyoruz. Bunun için Türkiye'nin bize daha çok yardımcı olmasını bekliyoruz. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail'le de yakın ilişkileri var. Türkiye gibi önemli bir bölgesel gücün barış süreci açısından da daha çok katkıda bulunması, bazen de İsrail'i uyarması yerinde olur."
Nasıl bir rol?
Kudüs'te yine geçen hafta tanınmış bir gazeteci ve televizyon yorumcusu olan İsrail Yahudisi bir meslektaşımla Türkiye'yi konuşurken görüşlerini şu noktalarda topladı: (1) "Türkiye bölgede çok önemli bir oyuncu. Ekonomik, siyasal ve askeri bakımlardan..." (2) "Ortadoğu'da belki kendine rağmen önemli bir rol oynamak durumunda. Bu rol, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya'yla bağlarından kaynaklanan nevi şahsına münhasır (unique) bir rol..." (3) "Bazı Mısırlı arkadaşlarım soruyor, İsrailli turistler neden Mısır'a değil de, Türkiye'ye bu kadar çok gidiyorlar diye... Türkiye'de onlar kendilerini daha çok evlerinde gibi hissediyorlar da ondan. Ekonomik, stratejik nedenlerini bir yana, bunun tarihi kökleri var." (4) "Şaron da gelmiş olsa, buralarda çok büyük bir patlama olmaz. Türk - İsrail ilişkilerinin niteliği de bundan sonra kolay değişmez."
Üst düzeyde bir Türk diplomatik kaynağının Türkiye - İsrail ilişkileriyle ilgili değerlendirmesine gelince, şöyle dedi: "İlişkiler iyi seyrediyor. İkinci intifadadan da fazla etkilenmedi. Eğer İsrail'le Filistin gırtlak gırtlağa gelirse, o zaman duraklar ama rayından çıkmaz yine de..." Bütün bunları niçin yazdım?
Çok özetlersem:
Türkiye'nin İsrail'le ilişkilerini 1990'lı yıllarda her alanda sıkılaştırmaya başlaması, 1996'da askeri ilişkilerini geliştirmesi doğru bir tercih oldu. Soğuk Savaş sonrasının bu yeni politikası, Türkiye'nin bölgede ve Arap dünyasında daha çok rol oynamasına ve sesinin daha çok dinlenmesine yol açtı.
Araplar bu olguyu kabullendi.
Top bizde!
Amerika ve İsrail'le ilişkiler, Türkiye'nin yalnız bölgedeki etkinliğini artırmakla kalmadı, aynı zamanda Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına, hatta AB'de adaylık statüsünün kazanmasına da katkıda bulundu.
Türkiye'nin Arap dünyasıyla ilişkilerini geliştirmesi için, İsrail'le soğuması gerekmiyor.
Türkiye'nin elbette bölgede oynayacağı rolün sınırları var. Bu rolün abartılmaması lazım. Türkiye kendi evinin içini ne kadar düzeltirse, siyasal ve ekonomik reformlarını ne kadar yoluna sokarsa, (ki bu, AB ile adaylığın gereklerini yerine getirmekle eş anlamlıdır) Ortadoğu'da da bugünkünden çok daha önemli ve ne dediğine çok daha fazla kulak verilen bir ülke haline gelir.
Yani top yine bizde!