Sorunun adını doğru koyalım... Suçlu kim? Tek başına suçlu aramıyoruz. Suçlu, herkes... İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem sırası kapanan şirket sayısı 22. 1994’te yaşanan kriz, yatırımcıları, "aracı kurum riski" ile tanıştırmıştı. 1 Ocak 2000’de uygulamaya konulan IMF programı ile birlikte "şirket riski"nin ne anlama geldiğini "acı reçete" ile öğreniyoruz. Fatura, 200 bin yatırımcının hissesi pul oldu.
Son olay, İhlas Finans...
70 bin borsazede... 200 bin kar payına ortak olan yatırımcı. Şunu bir kez daha hatırlatalım. Demirbank’ın başına gelenler bize "faiz" riskini, İhlas Finans’ın başına gelenler ise "mevduata güvence" konusunun yeniden tartışılması gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
Paranın dini, imanı olmaz. Biliyoruz. İhlas Finans’ta tasfiye süreci başladı. İhlas Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Enver Ören, tüm borçları ödeyeceğini söylüyor. Aldığımız bilgiye göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, İhlas’a "biz işimizi yaptık, gerisi size ait" demiş. Ancak üzerinde duracağımız konu belli. "Sıkı denetim..."
Peki, sıkı denetim ne anlama geliyor?
Sonuçta yatırımcı bağımsız denetim şirketlerinden onay alan bilançolara bakıyor. Borsa bülteninden yansıyan haberleri takip ediyor. Ve doğru bilgiye ulaşması çok pahalıya mal oluyor. Bu durumda ne yapılmalı?
Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok.
Elbette denetim her şey. Ancak denetim elemanını 365 gün şirkette oturtmanın bir anlamının olmadığını da herkes biliyor. Çünkü böyle bir durumda sistem işlemez hale gelir. Eh, öyleyse işin kolayı "sistemi devletleştirelim" diyebilirsiniz. Olmaz...
Gerçekçi çözüm şart
Oysa piyasanın çağdaş, gerçekçi bir çözüme ihtiyacı var. O yüzden teftişle - gözetimi birbirine karıştıranlar "sağlıklı rasyo" sistemine göre iyileştirme yapılmasının gerekliliğini göremiyorlar. Mali piyasalar için "sıkı takip" ya da "yasa yapmak ve kanun gücünü göstermek" anlamsız oluyor.
İşte, 15 - 20 yıldır Türk bankacılık sistemi de sermaye piyasası da yaz - boz - çiz tahtasına döndü. Kısa bir süre önce 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nda değişiklikler yapılmasını içeren bir kanun taslağı hazırlandığı biçiminde haberler gelmişti. Duyumlarımıza göre şimdi 100 maddenin değiştirilmesini içeren bir başka taslak daha hazırlanıyormuş. Anlayacağınız alternatif taslak. Tabii ki kolay gelsin diyoruz.
Bizim derdimiz borsa yatırımcısı.
Herkes diyor ki:
Hem reel sektör cephesinde hem mali sektör cephesinde bu yıl zorlu geçecek. O halde şirket hisseleri borsada işlem gören yatırımcı ne yapacak?
İş ağırlıklı olarak SPK’ya düşüyor. Şirketin işlem sırası kapandıktan sonra açılan dosyaların kime ne yararı var?
Yok, "hortumlama şu şekilde, yok bu şekilde" yapılmış...
Eğer şirket hisseleri halka açık değilse bu bilgiler çok önemli çok. Kabul. Ama şirket hisseleri halka açık olan bir şirket için biraz komik olmuyor mu?
Çünkü bilançolara bakıldığında bağımsız denetim şirketlerinin onayı yok mu? SPK ve İMKB’ye gönderilmiş mi?
Şirket, diyelim ki nakit krizine girmiş. Sermaye artırım kararı SPK tarafından kabul edilmemiş mi? Gözetim birimi devrede değil mi?
Hepsine verilecek yanıt "evet, evet." Ama başta İhlas Finans olmak üzere bütün şirketlerin yaşadığı sorun aynı. Küçük ortaklarla ilgili durumun ne olacağını açıklayan bir düzenleme yok.
O halde vakit kaybetmeyin artık diyoruz. Sorunu bir bütün olarak ele alın. Bir an önce bilgi verin. Şeffaf olun lütfen. Yazık oluyor. Türk yatırımcısının sağduyusuna inandığını söyleyen bakanların dikkatine sunuyoruz. Görüşümüz, yakında yatırımcı kalmayacak...
Haksız mıyız?