HALİL İNALCIK dünya çapında saygın bir tarihçimizdir. Fransız tarihçiliğinde Braudel neyse, bizde Prof. İnalcık odur.
Bugün muhterem hocamızın, TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) tarafından yayımlanan "Tarih ve Akademi" adlı fevkalade önemli konferansından bahsedeceğim. (İsteme adresi: TÜBA; Atatürk Bulvarı, No: 122, Kavaklıdere Ankara)
İnalcık, Fatih'in büyük dehasını anlatıyor: Medresesine Türkistanlı astronom Ali Kuşçu'yu, matematikçi Molla Lütfi'yi atamıştır. Felsefi tartışmalar düzenlemiş, İtalya'daki bazı Rönesans düşünürlerini Türkiye'ye davet etmiştir. "İstanbul'da ve Floransa'da, aynı dönemde, Hıristiyan ve İslam teolojisinin aynı sorunları tartışılmakta idi." (Sf. 3)
Tartışma, "bilgi"nin kaynağı konusundadır: 'Akılcılar'a göre "akıl"; gnostiklere göre "hads" yani sezgi... İnsanlığın gelişiminde her ikisi de önemlidir. (Sf. 8)
Ekonomik sebeplerle, Fatih'in yolundaki Cem'in değil, tepkiyi temsil eden II. Bayezid'in başa geçmesiyle 'Osmanlı Rönesansı' sönmüş, Molla Lütfi resmi dogmaya karşı geldiği için idam edilmiş, sonra rasathane yıkılmıştır. (Sf. 4 - 6)
* * * AVRUPA'DA bilimler akademisi geleneği 15. yüzyıldaki Floransa Akademisi'ne kadar gidiyor... Bizde çalışmalar Tanzimat'la başlamış, önce "Encümen - i Daniş", sonra "Cemiyet - i İlmiye - i Osmaniye" vs. Atatürk döneminde Dil ve Tarih kurumları...
Bizde asıl akademi 1994'te kurulan TÜBA'dır. Halil Hoca, TÜBA'dan övgüyle bahsederek teşviklerini esirgemiyor ama uyarıyor da: "Tartışılan bir ilmi atmosfer, bilimsel çalışma atmosferi akademiye getirilmelidir. Bugün daha çok yeni üye almak bahis konusu olunca hararetli tartışmalara sahne oluyor akademimiz, belli başlı hararetli görüşmeler ancak o zaman ortaya çıkıyor. Fakat ilmi konular komisyonlarda tartışılabilir. Bunu bir temenni olarak sunuyorum." (Sf. 26)
Benim görüşüm: Mesela Şerif Mardin gibi uluslararası bir sosyal bilimcimizi unutabilmiş olması, TÜBA'nın üye ve ödül tercihlerini bilim camiamız içinde belli bir dar çevrenin içinden yaptığını düşündürüyor.
TÜBA bir dernek değildir, kamu kurumudur, daha objektif ve geniş ufuklu olmalıdır.
* * * İNALCIK tarihten geniş görüşlü İslamın örneklerini veriyor; Fatih'in hocası Molla Hüsrev gibi, Kanuni devrinde Ebussuud gibi, 'gnostik' Mevlana ve Hacı Bektaş gibi... Yobazlığın örnekleri ise Kadızadeli ve Vehhabi hareketleri... (Sf. 5) "İslam dünyasının Atatürk ile Humeyni arasında bocaladığını" belirten İnalcık, din bağnazlığını anlatırken, "karşı bağnazlığa" düşülmemesi uyarısında bulunuyor: "Bu çeşit bağnaz hareketlere aynı bağnazlıkla karşı çıkmak yerine, özellikle büyük Müslüman Türk halkı için uzak görüşlü, aydınlatıcı, uzlaşıcı bir politika izlenmelidir. Bağnazlığa karşı bağnazlık, bağnazlığı güçlendirir.... Tepkiye ve karşı bağnazlığa fırsat vermeyecek bir üslup kullanılmalıdır..." (Sf. 6) "Bu kitlenin niçin bazı dogmalara bağlandığını, bunun aslında sosyal bir hadise olduğunu kavramamız ve bu sosyal hadiseyi ilim kurumlarında tahlil edip çözümleri orada aramamız gerekir..." (Sf. 33)
Hoca YÖK'ü de eleştiriyor. Yüksek öğretim komiserleri konferansın tamamını okusun diye sayfa belirtmiyorum. Aslında hepimiz okumalıyız İnalcık'ı.