Solcu Bülent Ecevit’in önce Mesut Yılmaz’la, sonra Devlet Bahçeli’yle bu kadar uyumlu çalışmasına en çok sosyal-demokratlar şaşıyor.
Ne var şaşacak? Bülent Bey sosyal-demokrattır, ama milliyetçi duygularını asla kaybetmemiş, enternasyonalist olmamış bir Türk solcusudur. İşte (bir arkadaşımın internette keşfettiği) bir belge: Robert Kolej öğrencisi Bülent Bey’in 1 Şubat 1943 tarihinde (yaş 18) Gökbörü dergisinin 6. sayısında yayımlanan şiiri:
Ben bilmiyordum, Gökbörü dergisi Turancılar’ın yayın organıymış. Kapak sayfasının altında bir Bozkurt amblemi, sayfanın üstündeyse, 2. Dünya Savaşı yıllarında Turancılar arasında çok moda olan bir slogan, "Her Irkın Üstünde Türk Irkı" yazılıymış.
Gençlik coşkusuyla yazılmış bir şiirdir, mi dediniz? Herhalde!
Tuna
Bir destanın yasları gibi yükselir
Tuna kıyılarında Türk kaleleri
Bu kalelere girme, belki ürkersin
Taştan duvarlarında bu kalelerin
Yarasaların kanat sesi parıldar
Tarih içinde söndü artık kılıçlar
Kalelere yaklaşma, belki korkarsın
Baykuş seslerinde bir ağıt duyarsın
Kale mazgallarının yüksekliğinde...
Tuna kıyılarında Türk kaleleri
Vidin, Silistre’den Mohaç’a kadar
Tuna kıyılarında Türk Kaleleri
Bayram sabahları bu burçlar üstünde
Beyaz ay-yıldızlı albayrak çekilmez
Ve Tuna’nın koyuca mavi göğsüne
Sipahi akisleri bir bir dizilmez
Bir yaslı günden beri güzel Tuna’ya
Yabancı gelir bu aktığı toprak;
Sabahları güneşin doğduğu yana
Akar Tuna içinde hasret duyarak
Sor Tuna’ya nedendir bir ağlayışı
Kıyılardaki Türk kalelerinden
Suyuna bir destan yazı vurunca!
Sor Tuna’ya nedendir bu ağlayışı
Baykuşun bütün gece öten sesinden
Yüksek mazgallarda bir ağıt duyunca!
Sor Tuna’ya nedendir bi ağlayışı
Rüyasında bir TÜRK’ün aksi durunca
Yüce Meclis ve lahana turşusu
"Hoppala! Bu ne biçim başlık" diyorsunuz, değil mi? Acele etmeyin, bana hak vereceksiniz!
Geçenlerde Milliyet Yayın Koordinatörü Emre Oral, Yazı İşleri Müdürü Cenk Öz, yazar Serpil Yılmaz Ankara’daydılar. "Hazır Ankara’ya gelmişken, Meclis’e de uğrayalım" dediler. Tecrübeli muhabir Ayhan Aydemir uyardı: "Serpil Hanım, Genel Kurul Salonu’na pantolonla girmek yasak, biliyorsunuz..." Serpil, otele uğrayıp üzerindeki şık pantolon ceketi çıkardı, lacivert bir döpiyesle gitti Meclis’e.
Dün, gazeteye uğradığımda bana Ankara’da çekilmiş fotoğraflarını gösterip, bu hikâyeyi anlattılar. Çimdiklenmiş gibi fırladım:
– Bu ne perhiz, ne lahana turşusu, diye çığlığı basarak...
– Gene ne var, neye kızdın?
– Demek Serpil, "Meclis’e pantolonla girilmez" diye gidip etek giydi, öyle mi?
– Evet!
– Ee, Cenk’e kimse "Erkekler de Genel Kurul’a küpeyle giremez" demedi mi? Serpil’in pantolonu mu batmış o beylere?
Haksız mıyım?
SİZ UNUTTUNUZ GALİBA, TÜRKİYE’NİN SEVGİLİSİDİR
Türkân Şoray’la ilgili son haberleri, şimdi biri bir hoyratlık edecek diye içim titreyerek okuyordum. Şoray, bu sevimsiz tekerlemeyi hiç sevmem, ama "milletin gönlünde (sahiden) taht kurmuş" biridir, halkın bir sevgilisi...
Buna layıktır, kalbinin kırılmasına benim de gönlüm razı değil.
Bir aşk masalının simgesi olan Bebek sıtlarındaki villayı, çirkin miras kavgalarına konu eden delikanlıyı ayıplıyorum. Rüçhan Adlı’nın, masalımızın erkek kahramanının torunuymuş. Evden pay istemekle de kalmamış, lafı daha ötelere götürmüş:
– Dedemin ölümünden Türkân Hanım sorumludur. Geçirdiği kalp krizlerinin sebebi, Türkân Hanım’ın onu terk etmesiydi, demiş.
Ayıp etmiş, ama çok ayıp etmiş! O iki insanın ilişkileri üzerine ahkâm kesmek ona düşmez. Milyonların sevgilisi bu güzel kadının hiçbir erkek tarafından, adı Rüçhan Adlı da olsa, Cihan Ünal da olsa, bütünüyle sahiplenilemeyeceğini Mustafa Gökhan adlı delikanlı belki idrak edemez.
Milyonlarca kadının gıpta, milyonlarca erkeğin arzu ettiği güzeller güzeli bir genç kadının, yaşça hayli büyük erkeğine olan sevgisini, sadakatini anlamasını Mustafa’dan beklemek de haksızlık olabilir. Hiç değilse saygıyla susabilirdi. Bu yaptığıyla başta Türkân Hanım olmak üzere hepimizi üzmekle kalmadı, bence dedesinin ruhuna da azap vermiş oldu.
Şimdi Türkiye bu sevgilisine bakalım nasıl sahip çıkacak diye merakla bekliyorum. (Param olsa, istediklerini verir ve Türkân Şoray’a laf ettirmezdim.)