19 Şubat 2001 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Biz yaptık olmadı, moraller bozuldu

     Türkiye'de moraller bozuk, insanlar öfkeli, kimse halinden memnun değil. Kime rastlasam aynı lafları, aynı soruları duyuyorum. "Bu defa tam battık galiba", diyen gençlerden "Durum iyi değil ama Cihan Savaşı sonrasındaki gibi kıtlık çekmeyiz, değil mi?", diye soran yaşlılara kadar hemen herkeste, alışılmışın dışında bir karamsarlığın izlerini görüyorum. Daha önce, benim iyimserlik nedeni göremediğim ortamlarda, palavracılara kanarak iyimserlik rüzgarlarına kapılanlar bile şimdi arpacı kumrusu gibi düşünüyor.
     
Moraller neden bozuk?
     Kasım sonunda patlayan şok krizden sonra ekonomide gözlenen ani daralmanın olumsuz etkilerinin yanı sıra, morallerimizin bozulmasına yol açan gelişmelerin başlıcaları şunlar:
     * Her gün yeni bir yolsuzluğun, yeni bir skandalın ortaya çıkması ve halkın kime güveneceğini şaşırması.
     * Hükümete ve genel olarak siyasi kadrolara güven duyulmaması ve bu kadroların elinde durumun daha da kötüye gideceği beklentisinin yaygınlaşması.
     * Bu ortamda insanların işinin, parasının hatta güvenliğinin geleceği konusunda kuşkulara kapılması.
     * Sorunların sahipsiz göründüğü bir ortamda ekonominin adeta IMF'nin direktifleriyle yönlendirildiği ve başımıza çorap örüldüğü izleniminin yaygınlaşması.
     * Bu ortamda muhalefet yapmanın ve IMF'ye sövmenin prim yaptığını gören bazı sorumsuz kişilerin, sanki mucize çözümler varmış da bizde uygulanmıyormuş gibi bir hava yaratarak insanların tepkilerini tahrik etmeleri.
     * Dünyadaki gelişmeler yakından izlenmediği ve ekonomik durumu bozulan diğer ülkelerdeki gelişmeler dikkate alınmadığı için bütün kötülüklerin bizim başımıza geldiği izleniminin doğması.
     
Biz yaptık olmadı
     Tüm bu faktörlerin moralimizi bozulmasında etkileri var ama bunların ötesinde, asıl moralimizi bozan ve çoğu kimseyi umutsuzluğa iten şey, "biz yaptık oldu" anlayışıyla gidilecek yolun sonuna gelmiş olmamız galiba. Dünyayı bölen duvarların çoğunun yıkıldığı, her alanda küresel ölçülerin ve kuralların belirleyici olmaya başladığı bir devirde, Süleyman Demirel'in bayraktarlığını yaptığı ve Turgut Özal'ın da farklı bir boyut kattığı "biz yaptık, oldu" kapitalizminin yaşama şansı yok. Bu anlayış içinde kurulup yüksek enflasyon ortamında serpilmiş firmaların, eş - dost ilişkileriyle sivrilmiş işadamlarının, bu tip işadamlarıyla pazarlık yapmaya alışmış sendikacıların, bu düzenin kısmen de olsa yozlaştırdığı bürokrasinin ve kuralsızlık ortamında gelişmiş olan kayıt dışı ekonominin artık devam edemeyeceği anlaşıldıkça moraller daha fazla bozuluyor. İster istemez bu çarkın parçası haline gelmiş olan birçok kişi şimdi çarkın artık dönemeyeceğini hissediyor ve paniğe kapılıyor.
     
Çözüm değişimde
     Bu çarkın dönmesini sağlayan "mucizevi yağ" enflasyondu. Enflasyon düşerken morallerin bozulması biraz da bundan. Bu gidişi durdurmak ve çarkın yeniden dönmesini sağlamak isteyenlerin şimdi tekrar "Baba"dan medet ummaları da pek şaşırtıcı değil ama galiba iş işten geçti. Türkiye bu çıkışsız yola bir kez daha sürüklenip bir beş - on yıl daha kaybeder mi bilmiyorum ama bana öyle geliyor ki; çıkış yolunun değişimden geçtiğini görenlerin ve çözümü geçmişte değil gelecekte arayanların sayısı giderek artacak Türkiye'de. Moralimizi gerçek anlamda düzeltebilecek olanlar da ancak onlar olabilir.
     
Ağa'nın geyfi neden gaçtı?
     Koç Holding Başkanı Rahmi Koç, halen uygulanmakta olan enflasyonla mücadele programının "son şans" olduğunu belirten ve programa tam destek veren açıklamasında, "güçlü olmayanın tasfiye olacağını" da söylemiş. Aslında gerçekçi konuşmuş Rahmi Bey ama onun konumunda bulunan, yani "güçlülerin" safında yer alan birisinin bunu söylemesi biraz da cesaret işi doğrusu. Nitekim bu sözlere karşı tepkiler de olmuş.
     Güçlülerin safında Rahmi Bey'in rakibi olabilecek konumdaki Sakıp Sabancı Ağa ise farklı bir telden çalmış. İstikrar programında frene fazla basıldığını belirterek, "Enflasyonu düşürmenin tadını kaçırdık, bu yüzden işsizlik arttı, üretim durdu, ihracat azaldı, bu böyle devam etmemeli", diyen Sakıp Ağa, konuya parasal pencereden bakan IMF'yi de eleştirmiş.
     Helal olsun sana Ağam. Gerçekten de bu işin "dadını gaçırdılar". Enflasyon % 30'un altına indiğinde "yeter gayri" deyip piyasaya para pompalamalı, enflasyonsuz yaşayamayan işadamını "gurtarmalı", işsizlere şıpın işi iş bulmalıydılar. Ağam haklı, bunların "niyeti götü"; maazallah IMF ile bir olup enflasyonu % 20'nin de altına indirirlerse ne olacak halimiz? Ah Ağam ah, herkes vatanı, milleti senin "gadar" okşasa dert "galmayacak" ama nerdeee..
     
Bush'un takımı da IMF'ye karşı
     ABD'nin yeni Başkanı George W. Bush'un ekonominin yönetimine getirdiği yeni ekip, piyasaların zaten diken üstünde durduğu bir dönemde kafaları iyice karıştıracak galiba. Yeni Hazine Bakanı Paul O'Neill'in, İtalya'da başlayan G - 7 ülkeleri maliye ve ekonomi bakanları toplantısı öncesinde verdiği bir demeçte, "güçlü dolardan yanayız" diyeceğine "Güçlü dolar güçlü ekonominin sonucudur" demesi "ABD'nin dolar politikası değişiyor mu?", sorusunu gündeme getirdi.
     Paul O'Neill'in ve oluşturmakta olduğu ekibin, Uluslararası Para Fonu(IMF)nin, mali krize giren ülkelerin yardımına koşmasına ilke olarak karşı olduğu yolundaki değerlendirmeler de giderek artıyor. IMF'nin krizleri önleyici rol oynamasını isteyen yeni ekibin dediği olursa bundan böyle mali krize sürüklenen ülkeler yardım için IMF'ye koşamayacak, kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacak.
     
Boğaziçi'nde klasik müzikli bahar
     Boğaziçi Üniversitesi'nin büyük bir onarım sonrasında Kültür Merkezi olarak hizmete soktuğu saatli binanın pek çok anısı var bende. Robert Kolej'de öğrenciyken törenlere katıldım bu salonda, konserler izledim, birkaç kez sınava bile girdim. Boğaziçi Üniversitesi'nin düzenlediği Klasik Müzik Günleri beni yeniden o anılarla buluşturacak herhalde. 20 Şubat salı akşamı verilecek ilk konserde, yıllar önce yaptıkları Rahmaninov ve Stravinski kayıtları bugünlerde yeniden yayımlanan Güher - Süher Pekinel'i dinleme fırsatına kavuşacağız. Mayıs sonuna kadar sürecek konserlerde Emre Elivar ve Gülsin Onay gibi icracıları dinleme olanağı var. Bilgi ve rezervasyon için 0212 - 263 15 40'tan dahili 1742 ve 2362 no.lu telefonlara başvurulabilir.
     
     oulagay@milliyet.com.tr
     



 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Prof. İnalcık...

Fikret BİLA
Medeni...

Berrin Cankat
Turancı dergisinde Bülent Ecevit şiiri

Nilgün CERRAHOĞLU
Seks ve pasta...

Yılmaz ÇETİNER
Tüketici keriz değil!

Yasemin CONGAR
Saddam = 2, oğul Bush = 1...

Şükrü ELEKDAĞ
İngiltere özür dilesin

Yalım ERALP
Ermenistan'a açılım

Tuncay Özkan
Başlarken

Hasan PULUR
Polisi insan olarak anlatmak

Meral TAMER
Çılgın fotoğrafçı "hile yapın" diyor

Tamer HEPER
Bizim yasa iyi değil

Osman ULAGAY
Biz yaptık olmadı, moraller bozuldu

Güngör URAS
IMF'nin gerdiği ipi gevşettiğimiz gün dibe çakılırız

© 2001 Milliyet