Haslet bir süre gözünü ekrandan ayıramamış; öyle konuşmadan olanı biteni seyretmiş, sonra oturup öyle bir karikatür çizmiş ki, "boşver, ben bu konuya hiç girmeyeceğim" diyemedim.
Yoksa, dün, Başbakan Bülent Ecevit’in yaşadığı krizi, ben de, CNN Türk’te, canlı yayından seyrettim.
İki çocuk büyüttüm; biri koşarak gelir de "Anne yaa, abim..." derse, hemen lafını keserdim: "Meselenizi aranızda halledin! Gelip de bana birbirinizi şikâyet etmeyin!"
Çocuklar büyüdü, o günleri unutmuşum demek ki!..
Mehmet Yıldırım’ın bir dörtlük düğünü
İTO Başkanı Mehmet Yıldırım (küçük resim) cumartesi yazdık ya, kızını evlendirdi. Swissotel’deki nikâhı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna kıydı. Bine yakın davetli, 6 kat pastayı pek beğendiler, gelin ve damada takılan altınlar, mücevherler, dolarlar "özel bir mücevher sandığında" toplandı ve yeni evliler balayı için Roma’ya uçtular. Allah mesut etsin!
Buraya kadar her şey güzel.
Derken İTO Başkanı bir açıklama yaptı: "Benden kız almak zordur. Kızımı verdiysem, servetimi de veririm. Ama durgunluk, temkinli olmayı gerektirdi. Sadece 100 milyar harcadım. Düğün dört dörtlük olacaktı, dört birlik oldu". (Bir dörtlük demeliydi, ama neyse.)
Bunları söyleyen, Türkiye ekonomisinin başkenti İstanbul’un en büyük taciri olmasa, "görgüsüzlük" deyip, geçerdim. Ama, konuşan İTO’nun başkanı.
Benim çocukluğumda, "topluma örnek olanlar", ünlü cerrahlar, hukuk profesörleri, büyük gazeteciler, itibarlı sanatçılardı. Halk, onları örnek alır, onları konuşur, yaptıklarını gözler, sözlerini dinlerdi. O zaman, iş dünyası denilince, efsanevî bankacılar, İstanbul’un köklü tacir ve sanayici aileleri akla gelirdi. Peki kamuoyu bugün kimi örnek alacak? Politikacıları mı? Şarkıcıları, artistleri mi?
İTO Başkanı olmuş bir insanın, yaşam tarzıyla, sözleriyle, topluma örnek olması beklenir. "Kriz var, kızımın düğününü iyi yapamadım. Sadece 100 milyar harcadım..."
Dedemden sık işittiğim bir söz vardı; bir taciri överken "basiretli adamdır" derdi. Babama:
– Varlığının reklamını yapmak çok ayıp sayılmaz mı bu memlekette, diye sordum; kısaca cevap verdi:
– O çok eskidendi!
Hüsn-i istimale mugayirmiş
57. Hükûmet’te, siyasete Bakan olarak atılan üyeler var. Yani milletvekilliğine aday olmadan önce bir siyasî faaliyeti olmayan, sonra üç günlük milletvekiliyken pat diye bakan koltuğuna oturanlar.
Bu bakanlardan birinin ev eşyalarının nasıl taşındığını anlatacağım size.
Bakan Bey, önce Bakan oldu, sonra Ankaralı. Başkentte bir ev tutuldu, ama eşyaları getirmek bir sorun. Tabii, bakanlığın imkânlarını kullanmak yakışık almaz. Ne yapalım, ne edelim derken, tesadüf bu ya, bakanlığın bir aracının Bakan Bey’in eşyalarının bulunduğu kentten Ankara’ya neredeyse boş geleceği anlaşıldı. Eh, günahtır değil mi, devletin kamyonunu böyle boş göndermek...
Üç beş gün öncesine dönelim. Efendim, söz konusu bakanlığın il müdürlüğüne ait... DC 129 plakalı kamyona 18 ağustosta Ankara’ya "malzeme nakli" görevi verildi.
İlin valisi de, il müdürlüğünün önüne getirdiği görev yazısına imzayı bastı tabiî. Ama bilmediği bir şey vardı: bakanlığın aracı Ankara’ya... sadece iki seccadeyi taşımakla görevlendirilmişti.
Neyse ki bakanlığın il müdürlüğü, bu konuda üç de işçi görevlendirilerek Bakan Bey’in ev eşyalarını, Ankara’ya atıverdi de kamyonu boş gitmekten kurtardı.
Muhalefete mensup, yaşlı bir milletvekili kızmış "Bu hüsn–i istimal kaidesine mugayirdir (iyi kullanma kuralına aykırıdır) efendim" diye tutturmuştu.
Bakanın partili arkadaşı cevabı yapıştırdı:
– Abi sen de neredeyse her bakandan hüsnühal (iyi hal) kâğıdı isteyeceksin!
Serdar Bey’e ne oldu?
Serdar Turgut’un benim bilmediğim, bir keyifsizliği mi var kuzum?
Orgazmatör adlı "uzaktan kumandalı orgazm âleti" yazısını, "Benimki şaka denemesi, şimdi asıl ustalara kulak verelim. Serdar Turgut Bey, oralarda mısınız? diye kısa kesmiştim. Pazar günü yazdı. Ama, "Tam Serdar Turgut’luk" dediğim bu konuda neredeyse on gündür ne yazacak diye beklediğim Serdar Bey’i "keyifsiz" buldum.
Sahiden bir keyifsizlik sebebi var mı?
Not: Basın dünyasında tanışmak istediğim birkaç kişiden biridir Serdar Turgut, bu arada onu da söyleyeyim.