28 Şubat gibi, MGK'nın "19 Şubat toplantısı" da tarihe geçti. Başbakan Ecevit, Cumhurbaşkanı Sezer'in yolsuzluklar konusunda hükümete yönelttiği ağır eleştiriler üzerine Milli Güvenlik Kurulu'nu terk etti.
Ankara, geçen ağustosta, memur kararnamesi nedeniyle patlayan ve Ecevit'in "devlet krizi" olarak nitelediği "bunalım"ın gerçeğiyle asıl şimdi karşılaşmış durumda. Cumhuriyet tarihinde böyle bir olay yaşanmadı. MGK toplantıları genellikle "askeri kanat"ın "rejim sorunu" saydıkları Cumhuriyet'in temel nitelikleriyle ilgili tartışmalara sahne olurken, ilk kez "yolsuzluk meselesi"nde kurula başkanlık eden Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında sert tartışmalar geçmiştir.
Ecevit'in Çankaya Köşkü'nü terk ettiği saatle, "Hükümet görevinin başındadır" açıklamasını yaptığı zaman dilim arasında, krizin ekonomiye faturası çok ağır olmuştur.
Pazartesi sabahı 1 milyon dolar satan Merkez Bankası'ndan çıkan döviz miktarı 5 milyar dolara yaklaşmıştır. Borsadaki yüzde 13'lük değer kaybı, yükselen faizler, Hazine'nin bugün itibariyle yapacağı borçlanmanın 2 milyar dolarlık ek yükü de göz önüne alındığında MGK'daki olayın sonuçlarının topluma ağır bir bedeli olduğu kesindir.
Ancak "kıyamet"in niye koptuğuna ilişkin veriler dikkate alındığında, bu hesaplaşmanın "etik" değeri Türk lirası dahil dünyadaki hiçbir para birimiyle ölçülemez.
Hükümet, kendi seçtirdiği Cumhurbaşkanı'yla niye çatışıyor?
Ahmet Necdet Sezer'in "yolsuzluklarla mücadele ve hukuk anlayışıyla" siyasi iktidarın yaklaşımı tutmuyor. Ortada kan uyuşmazlığı var. Çankaya, Başbakanlık'taki siyasi kadronun, gündemdeki skandalları "örtbas" ettiğini düşünüyor. Hükümet ise Sezer'in "tribüne oynadığını" savunuyor.
Aslında Çankaya'ya bu konuda niye tepki gösteriliyor?
Kamuoyundaki yargı Cumhurbaşkanı'nın bakış açısından farklı mı? Kurumsal olarak Köşk'ün dışındaki çevreler de devrede değil mi? Beyaz Enerji operasyonuyla Enerji Bakanlığı bürokratları jandarma tarafından gözaltına alınıp, ilgili bakanın üzerindeki siyasi isimler hakkında fezleke hazırlanmadı mı? Hükümet ne yaptı? Cumhur Ersümer'in istifası yerine, gensoruyu reddettirdi, Enerji Bakanlığı'ndaki usulsüzlüğü geçmişe dönük tüm bakanlara yaymaya çalıştı.
Krize yol açan son çatışmanın, Sezer'in Devlet Denetleme Kurulu'nu harekete geçirip Başbakanlığın güdümündeki kamu bankaları konusunda "düğmeye basmak" olduğu anlaşıyor.
Sezer, MGK'da anayasal yetkilerini kullandığını anlatıp, siyasi iktidarı yolsuzlukların üzerini örtmekle suçlayınca "kıyamet kopmuştur." Yer, zaman, üslup eleştirisi yapılırken, işin özü gözden kaçırılmasın. "Temiz toplum"a ulaşacaksak, sokaktaki insandan Cumhurbaşkanı'na kadar herkesin Türkiye'nin "bozuk düzen"ine, bu ülkenin soyulmasına karşı çıkması gerekiyor.
Vatandaş Sezer, "Çankaya'ya çıktı" diye görüşlerini niye değiştirsin? Defalarca yazdık; Ecevit'in dürüst kişiliği Sezer'le bu konuda çatışmayı değil, dayanışmayı gerektirir.
Deneyimli siyaset adamı Cindoruk, Ecevit - Sezer krizinin, taraflardan birisinin "sahneden çekilmesini" gerektirdiğini söylüyordu.
En iyisi halka gitmek değil mi?
Krizi, seçim temizler!