"Pazartesi"nin geleceği belliydi.
Bu sütunda pazar günü çıkan yazıyı paylaşmış okurlar, eğer içeriğine de katılmışlarsa, dünkü "kriz"in aktörlerinin gerçek rollerini de teslim etmişlerdir.
. . .
Bugüne kadar, dün "bürokratların önünde" dediği asker ve sivillerden "ne yapılacağı"nı dinleyegelmiş, "ne yapılmayacağını" resmi dilde "tavsiye" biçiminde almış ve hiç alınmamış Başbakan köpürüverdi. "Terbiye dışı üslup"tan, "eşi görülmemiş olay"dan, "çirkin şeyler"den söz edip durdu.
Sorulacak soru basitti: "Sayın Cumhurbaşkanı size küfür mü etti Sayın Başbakan?" Üstüne gidiliyormuş gibi yapılıp da "perdelenen" yolsuzluklardan, kabinenin bazı güllerinin parmak izlerinden biraz bahsedilmesi bile "küfür gibi" gelmişse o başka.
Bir yanında "Enerjik" Yılmaz, bir yanında "Halkçı" Hüsamettin Özkan, terbiyeli bir Başbakan!
Çıkıp gitmenin ya da "sağkol Hüsamettin Bey"in Cumhurbaşkanı'na "Sizi biz seçtik" diye diyet reçeteleri yazmasının demokratik hukuk devleti terbiyesini taşıyan bir kriz triumvirası.
. . .
Başbakan öfkeli; çünkü "dürüstlük tekeli" kırılmış durumda.
Seçmek bir yana, "tayin ettikleri"ni sandıkları bir adam, "sözde dürüstlükleri"ni huzursuz ediyor.
Koskoca Ecevit, yanındaki gölgelerin ve gölgelilerin manipülasyonlarını sahiplenirken, en büyük sermayesini de yitirmenin öfkesi içinde.
Ve o öfkeyle ve de sadece geçen hafta boyunca bile "anti - Sezer manşetler" imal eden sağkolunun gazıyla, Maliye denetiminden naylon faturaları kaçırmak istercesine bir telaşla, her yeri ateşe verip kundaklıyor.
Çünkü devlet bankaları (özellikle Hüsamettin Bey'in Halkbank'ı) masaya yatırılacak, çünkü el konulan bankalar (özellikle Hüsamettin Bey'in hobisi Etibank) masaya yatırılacak.
Ortalık yangın yerine döndürülüyor ki, birilerinin parmak izleri siliniversin. Özkan'ın telaşlarının ve endişelerinin rehabilitasyonu ve muhafızlığı adına, Başbakan bütün Türkiye'ye bir ekonomik fatura daha çıkarmayı bile göze alıyor.
. . .
Şimdi ne yapalım?
Sivil hükümetimiz MGK'da sivil Cumhurbaşkanı tarafından "taciz edildi" diye, herhangi bir askeri telkinde hiç alınmayan Başbakanımız ve sağkoluyla birlikte "demokratik sol" mu olalım?
Bütün bir gün tek taraflı üfleme haberlerle Türkiye'yi manipüle ederlerken onların yaygarasına ortak mı olalım?
Yoksa, tüm bu sivillik, seçilmişlik, demokratlık gösterilerinin, üstündeki ağır şaibe yükü ve kapalı kapılar organizasyonlarıyla, sivilliğin de, siyasetin de, demokrasinin de, hukukun da altını oyduğunu hep hatırlayalım mı?
Yoksa, umutsuz bir umutla, Ecevit'in, bu avaz avaz alınganlık yerine, biraz sağına, soluna bakmasını mı bekleyelim?
Ne yapalım, ne yapalım!