CUMHURBAŞKANI ile Başbakan arasındaki tartışmada, bana gelen okuyucu mesajlarından da anlıyorum ki, kamuoyunun büyük çoğunluğu Sezer'den yana...
Mesajlar genelde öfkeli. Günlük hayatlarında ağır sorunlarla cebelleşen insanlar Ecevit'e, hükümete ateş püskürüyorlar.
Gerilimli olaylar patlayınca, "ak - kara" diye görme eğilimimiz artıyor: Ahlak, vatanseverlik, halkı düşünmek bir yanda... Ahlaksızlık, 'dış güçler' ve halka karşı olmak öbür tarafta! Bu kadar basit!
Ben de böyle düşünerek bir komplo teorisi kuracağım: Son kriz Türkiye'nin güçlenmesini önlemek ve halkı soymak isteyen "iç ve dış güçler"in planlı bir eylemi idi!
Niye olmasın? Ülkemizde emperyalizm ajanları, mandacılar, aymazlar, liboşlar daha bilmem neler kol gezmiyor mu?
* * * KRİZ yüzünden Merkez Bankası'ndan 5 milyar dolar çıktı! Bunun iki milyarı 'dış güçler'e gitmiş! Dün Hazine "rantiyeciler"e fazladan birkaç yüz milyon dolar ödemek zorunda kalmış!
Hazine ihalesinin dün olacağı, aylar öncesinden planlanmamış mıydı? IMF'nin tam o sırada Ankara'da olması da aylar öncesinden planlanmamış mıydı?
Tesadüf mü bütün bunlar?
IMF'yi, Dünya Bankası'nı, piyasa ekonomisini, küreselleşmeyi, 'reel' taban fiyatlarını "emperyalizmin oyunu" olarak görenlere pek aşina gelecek bu "komplo teorisi"nin hiçbir gerçekliği yoktur.
Tam tersine, IMF, Dünya Bankası, borsa, piyasa ve bürokrasi kesinlikle bir krizin olmasını değil, olmamasını planlamıştı! Planı bozan, bizim basiretsizliğimiz ve siyasi sistemsizliğimiz oldu!
* * * TÜRKİYE 10 Ağustos 1970'te, 24 Ocak 1980'de ve bütünüyle de 84 - 89 arasında çok büyük ekonomik operasyonlar yapmış, bugünkünden daha riskli reformlarla, sanayi ihracatçısı bir ülke haline gelmeyi başarmıştı!
Çünkü ekonomi teknik olarak bir elden, siyasi olarak da disiplinli tek partili hükümetler tarafından yönetiliyordu.
Çankaya - hükümet uyumu vardı; askerin tavrının ne olacağı gibi bir soru zihinlerde yoktu. Herkes biliyordu ki, hükümetin imzası bütün yürütmeyi bağlar, gereken yasalar Meclis'ten geçer, yönetmelikler çıkar...
12 Eylül ve 28 Şubat yüzünden, bugün böyle değil: Siyasi kadrolar AP'li Demirel ve ANAP'lı Özal hükümetlerinin birikimine sahip olmadığı gibi, hükümet de koalisyondur. Üç partinin uzlaşması bir meseledir, hükümetin diğer devlet kurumlarını 'ikna' etmesi bir meseledir.
İşte, ekonomik bakımdan da fevkalade önemli olan "Ulusal Program"ın hali... İşte, aylardan, yıllardan beri çıkarılamayan, Elektrik, Şeker, Tekel yasaları, yapılamayan özelleştirmeler...
Öfkelerimiz elbette haklı ama parçalanmış ve güçsüz "siyasi sistem"in en az on yıldan beri hiçbir ağır sorunumuzu çözemediğini de görelim. "Yöneten demokrasi" sistemlerini araştıralım...