Yeni bir hükümet kurulur. Ne mutlu bize ki, çoğu zaman başbakan hakkında fikir sahibiyizdir.
Bakanlar öyle mi ya! Kendi hesabıma, açıklanan yeni hükümet listelerinde isimlerin en az yarısı hakkında fikrim yoktur. Çoğu vatandaş için de böyledir sanırım.
Bir arkadaşıma rica ettim, Meclis albümünden DSP İstanbul Milletvekili Hüsamettin Özkan hakkındaki bilgileri okudu.
Develi’de 1950 yılında doğmuş (Kayseri’nin bir ilçesidir). Yusuf Bey ile Sırma Hanım’ın oğlu. Galatasaray İktisat ve İşletmecilik Yüksek Okulu’nu bitirmiş. İngilizce bilirmiş. Üç dönemdir İstanbul milletvekiliymiş, daha önce de devlet bakanlığında bulunmuş. Evli, iki çocuklu.
Darılmayın ama tanımamız gereken biri. Gelmiş geçmiş bütün bakanları tanıyor muyuz, diyeceksiniz. Ama bu zat, orada kendi kendine yoğurtçuğunu yiyen, kimseye baba da demeyen bakanlardan biri değil ki...
Bakın Cumhurbaşkanı’nı azarlamak gerektiğinde ortaya atılan o oldu.
Allah beni bağışlasın, Ecevit’i, topuğuna basacak kadar yakından adım adım takip eder gördüğümde, çantasını taşıyan bir yardımcısı olmalı diye düşünmüştüm. Hakkında yazılanları okudukça, yüzünde tilkimtrak ifadeler seçmeye de başladım.
Ayrıntıya girmiyorum. Kabul edersiniz ki adam etkili bir konumda. Çankaya’da, haddini bilmediğini de gördük.
Nasıl oluyor da, bu adamlar taa oralara gelinceye kadar derin uykumuzdan uyanamıyoruz. Gazeteci mazeteci, biz bu milleti bilgilendirme görevini yerine getiremiyoruz hanımlar beyler, beceremiyoruz.
Kafayı bulmuş olmasınlar
Milliyet’in birinci sayfasında bir haber vardı dün: "Ekonomi bürokratları fenalık geçirdi. Kavgayı duyan Passiflora içti" diye. Başbakan’ın açıklaması üzerine Borsa düşüp, döviz çekilmeye başlayınca, ekonomi bürokratları bir sakinleştirici olan Passiflora ilacı istemişler. Bağımlılık yapan maddeler konusunda uzman Dr. Selen Yeğenoğlu uyarıyor: "Evet, Passiflora tabii maddeler içeren bir ilaçtır, ama unutmayın ki bir ilaçtır. Her ilaç gibi, aşırı dozda alınırsa alışkanlık yapar, hatta halüsinasyon (sanrı) görülmesine bile sebep olabilir".
Bu ilacı toplantıdan önce alan oldu mu acaba, bir soruşturun bakalım, diye yazıyorum.
MEHTABI GÖSTERİRKEN PARMAĞA BAKMAK
Devlet Bahçeli, MGK’nın kapalı kapılar ardında yapılan toplantısında olup bitenleri ta Türkmenistan’dan görmüş ki, "Cumhurbaşkanı haksız" diyor.
Gözcü’de yayımlanan bu fotoğrafına bakıyorum da, Bahçeli, Saparmurat Türkmenbaşı’nın gösterdiği yere bile bakmıyor, Ankara’yı nasıl görmüş acaba?
Kendi kendini...
Türkçe’de kullandığımız, otomobil, otomatik, otonomi gibi yabancı kökenli kelimelerdeki bu "oto" öneki, "auto" önekinden gelir. Auto, "kendi kendine" demektir.
Komser Şekspir filminde rolü gereği etek giyen, ama bir yandan da erkekliğe leke sürdürmemeye çalışan Kadir İnanır’ın son günlerde gazetelerde çıkan demeçlerini okuyorum; inanılır gibi değil.
Bir yerde çıktı, "meraklısı varsa, etek giydiririm" gibi bir laf etti. Komser Şekspir rolü için "Robert de Niro’yu koysalar çok mu farklı olacaktı? Oynanması gereken rolün doruğuna çıktım ben" demiş.
Bir mankene mesaj atarken yakalanınca, "motive ediyordum" diye savundu ya kendini, şimdi de "Motivasyon kelimesini Türkçe’ye ben soktum, diyor; Fransa’nın lejyondonör ödülüne layık görüleceğim". (Haklı, 1973 baskısı Meydan Larousse’a baktım; motivasyon kelimesi var, ama taciz anlamı yok.)
Son olarak da, "Bir bakışımla kadınları sendeletirim. Benimle röportaj yapmak için, muhabir kızlar birbirleriyle yarışır" dediğini duydum.
Buna "kendi kendini motive etmek" derler. Yani "oto-kadirizm!"
BİLİYORSAN SÖYLE
Psikiyatr ilk defa gelen hastasını divana buyur etmiş:
– Sizi henüz tanımıyorum; bana hayatınızı en başından başlayarak anlatır mısınız.
– Önce geceyle gündüzü, karanlıkla aydınlığı ayırdım.