Yaygın kanının aksine, demokrasi halkın ya da çoğunluğun yönetimi demek değildir. Halkın ya da çoğunluğun seçtiği yönetim, yurttaşların hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alacak olursa bir çoğunluk diktatörlüğü haline dönüşür. Bu tehlike açısından tek bir kişinin, birkaç kişinin, bir zümrenin yönetimi ile çoğunluğun yönetimi arasında fark yoktur. Demokrasi, yurttaşların hak ve özgürlüklerini çiğneyen ya da kötü politikalar izleyen iktidarların, kan dökülmesine gerek kalmadan, seçim yoluyla değiştirilebildiği rejimdir. Dolayısıyla demokrasi, toplumun kim / kimler tarafından değil, nasıl yönetileceğiyle ilgili bir kavramdır.
İçinden geçtiğimiz "devlet krizi" ne Cumhurbaşkanı'nın ya da Başbakan'ın veya "manevi evladı" nın karakterlerinin neden olduğu iddialarında az veya çok gerçeklik payı olabilir. Ama yine de esas kriz, kimler tarafından değil nasıl yönetildiğimizle ilgili. Parlamenter demokrasiyle yönetildiğimiz söyleniyor. Parlamenter demokraside yürütme organı hükümettir ve yalnızca yasama organına, yani parlamentoya karşı sorumludur. Bizde hükümet, sorumsuz (kimseye hesap vermek durumunda olmayan) ama yetkili Cumhurbaşkanı'na ve MGK'nın asker kanadına karşı da sorumlu, yani her ikisine de hesap vermek durumunda. (Daha ilginci, bir general çıkıp bir bakana hesap sorabiliyor.)
Bu durum Türkiye'de demokrasiyi, yani seçmenlerin beğenmedikleri politikaları değiştirme imkanına sahip olup olmadıklarını kuşkulu hale getiriyor. Onun için "vesayet altında demokrasi" den söz ediliyor.
Parlamenter demokraside Cumhurbaşkanı sorumsuz olduğu gibi yetkisizdir. Bizde ise, geniş yetkilere sahip. Üstelik, her nedense, iki kez seçilebilmesi (5+5), dolayısıyla yürütücü vasfının daha da kuvvetli olması isteniyor.
Parlamenter demokraside hükümet, parlamentoya karşı sorumludur. Ama bizde hükümet kendini, lider sultası aracılığıyla sıkı bir disiplin altına alabildiği parlamentoya hesap vermek zorunda pek hissetmiyor.
Demokrasilerde milletvekilleri, seçmenlere karşı sorumludur. Ama bizde kimin yeniden seçileceğine büyük ölçüde o karar karar verdiği için milletvekilleri kendilerini seçmene değil lidere hesap vermekle yükümlü sayıyor.
Dengeleri bozuk bir parlamenter sistemle beraber nisbi temsil sistemi, yani koalisyon hükümetlerini zorunlu kılarak beğenmediğiniz partileri iktidardan uzaklaştırma imkanını kısıtlayan seçim sistemi uygulanıyor. Kimi parti veya partiler seçim üstüne seçim yenilgisi alıyor, ama iktidarda kalıyor. Yolsuzluktan çok şikayet ediliyor. Ama hükümetin (ve başkalarının) elindeki aşırı güç temerküzü giderilmiyor. Aşırı güç, aşırı yolsuzluğa yol açıyor. Evet, iyi yöneticilere sahip değiliz. İyi yöneticilere sahip olmak önemli. Ancak çok daha önemli olan, iyi bir yönetim sistemine sahip olmak. İyi yöneticiler de çoğu kez iyi yönetim sisteminden çıkar.