Türkiye'nin "temiz toplum"a ulaşabilmesi için "siyaset" ve "hukuk" kurumlarının, "denetim aygıtı"nı en etkin şekilde kullanmak için işbirliği yapmaları gerekiyor. "Hukuk" yapan kurum olarak siyaset, denetimin etkinliği için gerekli görülen bütün hukuki düzenlemeleri yapmalı, hukuk da siyaset yapmadan bu olanakları gereği gibi kullanmalıdır.
Yolsuzlukla mücadelede, siyasetin yolsuzluğa bulaşmış kesiminin temizlenmesi yine hukuk kurumlarıyla, siyasetin temiz kalmış kesimi arasındaki işbirliğini zorunlu kılar.
Bu çerçeve içinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in kendine bağlı kurumları yolsuzlukla mücadelede harekete geçirirken, işbirliği yapacağı siyasetin temiz kalabilmiş kesimidir.
Amaç yolsuzlukla mücadele ise Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in en kolay işbirliğine yöneleceği kişi herhalde Başbakan Bülent Ecevit'tir. Kamu gücünü dürüst kullanma, yolsuzluklarla mücadele gibi konularda Sezer'le Ecevit'in çatışması akla uygun değildir.
Türkiye'nin, denetim alanını ve olanaklarını genişlemesinin çok önemli bir gereksinim olduğunu her fırsatta vurguladık. Bu açıdan bakıldığında Cumhurbaşkanı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu'nun, hükümetin, Bankacılık Üst Kurulu'nun, polisiyle, jandarmasıyla İçişleri Bakanlığı'nın yürüttüğü yolsuzlukla mücadeleye katkıda bulunması elbette desteklenecek bir durumdur. Ancak bu mekanizmanın "alternatif siyaset" kurumu gibi kullanılmaya çalışılması yanlış olur.
Devlet yolsuzlukla mücadelede bütün kurumlarını, bütün gücünü bir araya getirmeli ve en verimli şekilde kullanmalıdır. Bunu yaparken denetim organlarının boşluk bulunan, takviye gereken alanlara yönelmesi de gözetilmelidir.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da denetimin, idarenin günlük işlerine ve işleyişine engel oluşturmaması, yetki, sorumluluk ve denetim çatışması yaratmamasıdır.
Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanı Sezer'in isteği üzerine, Anayasa'nın 108. maddesinden aldığı yetkiyle devreye giriyor. Devlet Denetleme Kurulu'nun bu amaçla yazı gönderdiği kurumlardan biri de Bankacılık Üst Kurulu...
Başında Zekeriya Temizel'in bulunduğu Bankacılık Üst Kurulu bu yazı üzerine bir çalışma başlatmış durumda. Kurul Başkanı ve üyelerinin, Devlet Denetleme Kurulu'nun Bankacılık Üst Kurulu'nun kendilerini denetleme isteğine bir itirazları yok. Ancak, "denetim"in niteliği ve kapsamı konusunda detaylı bir çalışma yapıyorlar. Çalışmanın sonucu, bir rapor olarak Devlet Denetleme Kurulu'na sunulacak.
Kurum olarak Bankacılık Üst Kurulu'nun denetime açık olduğu görüşünde olan Temizel ve arkadaşları, Kurul'un yetki ve sorumluluğu altında olan bankaları nasıl denetleyeceği konusunda ise yasal çerçeveyi çıkarıyorlar. Düşünceleri, bankaların yasayla yetkili kılınmış Bankalar Yeminli Mukarıpları tarafından denetleneceği, Devlet Denetleme Kurulu'nun bu denetimlerde bir eksiklik görmesi halinde yine bunun banka denetlemeye yetkili elemanlarca yapılacağı yönünde. Devlet Denetleme Kurulu'nun Bankacılık Üst Kurulu'nun işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleyebileceği görüşü de hakim.
Bu hususlar göz önünde bulundurularak Bankacılık Üst Kurulu tarafından çıkarılacak rapor, Devlet Denetleme Kurul'u ile Bankacılık Üst Kurulu'nun çalışma alanlarını da ortaya koyacak.
Türkiye açısından önemli olan şu...
Amaçları örtüşen denetim kurumlarının, yetki çatışması içinde bir denetim kargaşasına meydan vermeden işbirliği içinde çalışmaları. Hukukun siyaseti, siyasetin hukuku tahrip etmeden dayanışmasının sağlanması...
Süreç, "benim müfettişim seninkini döver", "benim amirim seninkini hem döver, hem de ondan daha dürüsttür" yarışına sürüklenirse, Türkiye'de başlatılmış olan yolsuzlukla mücadele yarım kalır...
Siyaset, hukuk ve denetim kurumlarının özen göstermeleri gereken nokta budur.